Siyasetin ana eksenini çatışma oluşturunca, güç merkezli tahlil, tavır ve beklentiler öne çıkar. ‘Güç’, fikrin önüne geçer, iç sorunlar, iç dinamikler kutuplaşma bağırışları arasında ikinci plana düşer.
İster milliyetçi kültür olsun, ister devletçi; kendisini içeriden dönüştürerek üretemeyen bir yapı, dış girdilerle kendisini yırtarak, parçalara bölerek olduğu gibi üretir.
Ve bu koşullarda hem siyasal alanda hem toplumsal alanda ‘özgürlükler zemininin biraz daha kayması’ kaçınılmaz olur.