Lozan antlaşması tarihçiler arasında elbette tartışılabilir… Benim gibi tarihe meraklı gazeteciler, ilgilenen aydınlar da tartışır.
Konuyla ilgili hiç bilgisi olmayan vatandaşlar da Lozan’ın lehinde, aleyhinde duygusal tepkiler gösterebilirler.
Ancak devleti yönetenlerin her sözü siyasi beyan niteliğindedir. Osmanlı tarihi ve Lozan hakkında konuşurken çok dikkatli olmaları gerekir. Hem uzmanlık alanları değildir hem Türkiye’nin dış politikası hakkında tepkisel tavırlara yol açabilirler.
(…)
Ve mutlaka, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin, bütün bu ağır tecrübelerden süzülmüş yüksek bir değer olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.
Lozan da aynen böyledir. Asırlarca süren kayıpları ve ıstırapları Sakarya’da geri çevrdikten sonra bağımsız yani kapitülasyonlardan arınmış Türkiye’nin hukuki varoluş belgesidir.
(…)
Lozan’dan sonra kurulan otoriter tek parti rejimi ve radikal laisizm uygulaması Lozan’ın gereği değil, inkılapçı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tercihidir. Buna öfkelenip Lozan’a düşmanlık yapmak kesin yanlıştır.
Yeni rejimin nasıldı, nasıl olabilirdi, ayrı bir konusudur.
Lozan Türkiye’nin varoluş ve istiklal belgesidir; bunu hiç akıldan çıkarmayalım.