Bu insanlar çocuklarına bir tabut hazırlayabilmek, bir mezar kazabilmek, evlatlarının paramparça kömür bedenlerini bir ötekinden ayırabilmek için en az 6 kilometre alandan doku kazıdılar; bir giysi parçasının kokusuna sarıldılar.
Çünkü burası, biliyorsunuz, şöyle:
Karakolda kaybedilmiş evladından bir kemik olsun bulabilmek için 100 yaşına kadar da yaşıyorsun gerekirse.
13 yaşında gözaltına alınıp asit kuyusuna atılmış evladının bir kemiğini bulabilmek için mücadele ederken, ana kalbin, baba kalbin peş peşe duruyor; vasiyetin, bir gün evladının kemiklerinin yanına gömülmek oluyor.
Asker oğlunun tabutu uçakla getirilirse teselli buluyorsun; “Cenazesini sağ salim getiriyorlar” diye.
Maden başında, sağ çıkmaları için gözyaşlarınla birlikte akıp giden dualar, zamanla hiç olmazsa cenazesinin çıkabilmesi için dualara bırakıyor yerini.
… Ya her an her köşesinden ölüm, acı, feryat, ağıt fışkıran bu ülkede yaşamıyoruz, esasen ölüyüz hepimiz… Yahut bütün bunları aynı anda yaşamak, hepsine birden şahit olmak, zaten ölümden de beter!