Türkiye’nin tam aşılama yaptığı yüzde 22 nüfusunu büyük bir kısmının inaktif aşı olmuş olması, Türkiye’deki fiilen etkili aşılamanın çok daha düşük olduğunu bize gösteriyor.
Burada belirtmemiz gereken bir nokta, Sağlık Bakanlığı ve pandemi yönetiminin pandemi başından beri bilgi paylaşımı konusunda sınıfta kalmış ve sürecin gerçek risklerine dair bir bilgilendirmeyi hiçbir zaman yapmamış olması.
Şu anda tek doz aşılanmış 18 yaş üstündeki insanların oranını vererek yüksek aşılama yapılmış gibi gösterip insanların yine rehavete kapılmasının önünün açılmasını, turizm için yüksek risk bölgelerinden gelenlerin kontrol dışı bırakılması, genomik dizin analizinin yeterli yapılmaması, zahiri bir güvenlik ve başarı söyleminin yaygınlaştırılması, fazladan ölümlere bakıldığında resmi sayıların birkaç kat üzerindeki pandemi faturasının sonbaharda yeniden ağırlaşmaya başlamasını sağlayabilecek uygulamaların yaşama geçirilmesi Türkiye’nin önündeki riskler.
Delta varyantının ülkede yayılımda olduğu ve son dört haftada ilk doz aşılamalarda kayda değer bir düşüş olduğu düşünüldüğünde, acilen yapılması gerekenler aşılamanın daha da hızlanması, seyahat ve giriş-çıkışlarda kontrollerin arttırılması, şeffaf bilgi paylaşımının gerçekleştirilmesi gibi pandeminin başından beri söyleyegeldiğimiz ancak yapılamayan uygulamalar.
Türkiye maalesef yaz mevsiminde düşen vakaları avantaj olarak kullanıp aşılamayı etkili biçimde yeterli toplum bağışıklığına ulaşacak şekilde gerçekleştiremedi. Sonbaharda yeni vaka artışlarıyla ve aşılanmayan kişilerdeki hastalık etkileriyle karşılaşmamak için pandeminin hala devam ettiği gerçeğinin bir kere daha altını çizmemiz gerekiyor.
Aşılama konusunda da mRNA aşılarının, dünyada uygulanan yüz milyonlarca dozdan sonra güvenli ve en etkili aşılar olduğunu söyleyip, aşılanmanın hızla artması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini de bir kere daha belirtmekte fayda var.