İş kazasından geçilmiyor. AKP iktidarıyla birlikte bunların artmış olması da yanılmıyorsam bir olgu. Bu iki olgu arasında bir nedensel ilişki kurmak istemiyorum, ama dolaylı bir bağlantı olabileceğini düşünüyorum. Ama AKP’ye gelmeden önce, bu toplumun genelgeçer ideolojisinde böyle bir gelişmeye imkân hazırlayan ögeler olduğu kanısındayım.
Bunu bir “Allah kerim” ideolojisi olarak adlandırmak mümkün. Böylesine yaygın olmasında, “insan hayatına verilen değer” anlayışının büyük eksikliğinin önemli bir payı var.
… Bu ataerkil (aslında “ilkel”) işçi-işveren ilişkisinin yol arkadaşı da gene yukarıda değindiğim “mukadderat” ideolojisi. Bu da epey kullanışlı bir ideoloji. Kendi yapman gereken, yapması da sana masraf çıkaran şeyleri yapmak yerine, bunları “mukadderat” adında soyut bir varlığa havale ediyorsun. Olacaklardan artık sen değil, o sorumlu. Sonra olan oluyor, sen de “mukadderat” diyorsun.
Ya da, Tayyip Erdoğan gibi, “Bu işin fıtratında bu var,” diyorsun. Enerji politikasının “talep”leri, “termik santral”, “kömür madeni” vb… Uzmanlar bunlar arasındaki nedensel ilişkileri, oluşan kısır döngüleri anlatıyor. Ama onların arasında “insan hayatının değeri” diye bir şey yok. Kaza olan yere gidip, kafana kask geçirip, ağlamaklı surat ifadesi takınmakla da insan hayatı değer kazanmıyor.