AKP, iktidarı kaybettiği taktirde, rejim değişikliği için yakaladığı tarihsel fırsatın bir daha eline geçmeyeceğini görüyor. Bu nedenle fırsatı kaçırmamak için her yola sapmaya, hatta kontrollü ya da düşük yoğunluklu bir iç savaş çıkarmak gibi akıl dışı bir hamle yapmaya bile hazırlanıyor. Çünkü, kendi rejimlerinin kuruluş süreci önünde engel olarak gördükleri güçleri sindirmeden, dahası imha etmeden başarılı olamayacaklarını seziyor.
Özetle AKP, seçim hilesi, seçim sisteminde değişiklik, seçim kurullarının yapısıyla oynama, Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle (16 Nisan referandumunda olduğu gibi) sonuçları değiştirme de dahil, –ki bunlar ahlaksızca, ama görece yumuşak yöntemler- iktidarı bırakmamak için her şeyi göze almış görünüyor.
Bu, tehlikeli bir durum… AKP iktidarı kaybetmesinin kaçınılmaz olduğunu görüyor, fakat bunu kabullenmiyor ve yapmak istemiyor. Bu durum onu daha hırçın ve saldırgan hale getiriyor. Tam anlamıyla siyasal ve tarihsel bir açmaz yaşıyor.
Diğer taraftan, ülkeye “çöken” siyasal İslamcı hareketten nasıl kurtulacağının yolunu arayan toplum kesimleri de, AKP’nin iktidarı barışçıl yöntemlerle (seçimle) bırakmayacağına inanıyor. Bu durum bir tür toplumsal anksiyete haline yol açıyor. Toplumsal tedirginlik, gerilim ve gelecek kaygısı yer yer panik atak halini alıyor.
Ülke bir “umut krizi” yaşıyor.