Atık yerine artık, doğrusal yerine döngüsel
A

ATA SELÇUK

ata.selcuk1@gmail.com

Atık yönetimi, tüm dünya ekonomilerinin temel sorunlarından biri. Bugün, dünyada yılda yaklaşık 7-10 milyar ton katı atık üretildiği tahmin ediliyor. Üretilen atık miktarı, dünya nüfusu arttıkça, köyden kente göç yoğunlaştıkça ve ekonomik refah yükseldikçe artmaya devam ediyor. Söz konusu miktarın 2.1 milyar tonunu, belediye katı atıkları ya da kentsel katı atıklar, başka bir deyişle hane halkı yani bizler tarafından üretilen; ürün ambalajları, şişeler, yiyecek artıkları, giysiler, gazete vb kağıt atıklar oluşturuyor. Bu atıkların sadece yüzde 16’sı geri dönüştürülüyor, kalanı gerçek çöp.

Türkiye’de üretilen yıllık belediye katı atık miktarı 32.2 milyon ton, geri dönüşüm oranı ise yüzde 12.3.

Peki bunca atık neden?

Yeryüzünde ‘doğrusal model‘ üzerine yaşam kuran tek canlı türü biz insanlarız. Ürettiğimiz tüm sistemler doğrusal bir model üzerine kurulu; kaynakları çıkarıyor, üretiyor, kullanıyor ve sonra atıyoruz. Adeta sonsuz kaynağa sahipmişçesine…

Oysa bizim de bir parçası olduğumuz doğada atık yok, artık var. Çünkü ‘doğanın düzeni döngüsel bir model’ üzerine kurulu. Hayvanlar, bitkiler bu döngünün parçası. Birinin atığı ya da doğru adıyla artığı, diğerinin besini oluyor.

Yani aslında biz döngüsel bir sistemi olan dünyada yaşayıp, ona doğrusal bir sistem yüklemeye çalışıyoruz. Bu şekilde yaşamaya ve ekolojik kaynakları bugünkü gibi tüketmeye devam etmek içinde maalesef 1.6 dünyaya ihtiyacımız var. Olmadığı için de yıllık kaynağımızı 2020 yılında 22 Ağustos’ta tükettik.  Oysa bu tarih 1970 yılında 29 Aralık’tı. Tam bir ağustos böceği-karınca hikayesi gibi özetle bugünkü yaşam biçimimiz.

Pek çok konuda olduğu gibi doğayı taklit ederek döngüsel bir düzen kurmamız mümkün değil mi?

Tabii ki mümkün.

Döngüsel bir düzen kurmamız gerektiğini anlamamızın geçmişi aslında 1960’ların ikinci yarısına kadar uzansa da son 10 yıldır, başta Ellen MacArthur Foundation olmak üzere pek çok STK, akademik dünya, özel sektör, devlet, ‘döngüsel ekonomi‘ adı verilen bu yeni ekonomik model üzerine yoğunlaştı.

Döngüsel ekonomi

Döngüsel ekonomi, kaynakların daha sorumlu bir şekilde kullanıldığı, ürün kullanım süresinin/ömrünün uzatıldığı ve tüm malzemelerin atık üretmeksizin yeniden üretim sürecine kazandırıldığı, sürdürülebilir bir model.

Yazıma dünyada ve ülkemizdeki atık istatistikleriyle başmadım. Ancak döngüsel ekonomi atık yönetim modeli olarak algılanmamalı. Döngüsel ekonomi, bugünkü şartlarda bir başarı olarak görülen ‘sıfır atığa’ ulaşmaktan da öte ‘atık yaratmamayı’ hedefleyen bir model.

Kaynakların daha sorumlu bir şekilde kullanılması hedeflenen bu modelde kendimizi bu döngünün dışında tutamayız. Zira döngüsel ekonomide sorumlu tüketim ve uzun süreli kullanım modelin başlangıcı, yani tüm döngü bizimle başlıyor.

Döngüsel ekonomide tasarımın rolü çok önemli. Bu modelde şirketlerin, yaşam döngüsünü göz önünde bulundurarak, ürün ve hizmetleri için yeni tasarımlarını, tasarımcıların yanında malzeme bilimcileri, kimyacılar, üreticiler ve geri dönüşümcüler gibi önemli paydaş gruplarıyla daha geniş bir işbirliği içinde geliştirmeleri gerekiyor.

Bu yeni ekonomik modelde işleyebilecek dört tasarım alanından söz etmek mümkün: Uzun ömürlülük için tasarım, satın almak yerine kiralamak ya da ürün yerine hizmet almak için tasarım, eski ürünün parçalarını üretimde yeniden kullanmak için tasarım ve malzemelerin yeniden kazanımı için tasarım.

Döngüsel ekonomi, alışageldiğimiz bir ürüne bedelini ödeyerek sahip olma ve onu tüketip atma modeli yerine, ödemenin ürünün kullanımı ile elde edilecek fayda için yapıldığı, satıcı ile alıcı arasında daha çok işbirliğine dayalı farklı bir yaklaşım getiriyor. Bu modelde şirketler, kiralama veya erişim düzenlemeleri aracılığıyla artık ürünleri değil, ürünlerinin kullanımını ve sağladığı faydayı satıyorlar. Bu da onlara kullanım ömrü boyunca ürünün sahibi olmaları, bakım-onarım ve yeniden kullanım gibi araçlarla performans alanlarını genişletmeleri gibi avantajlar sağlıyor. Yeni modelde ‘tüketim yerine kullanım, tüketici yerine kullanıcı‘ var.

Bunun yanında ürün parçalarının ya da malzemesinin yeniden kullanılabilmesi için yukarıda saydığım tasarım modellerine baz oluşturacak geri alma/toplama sistemlerinin de yeniden tasarlanması gerekiyor. Bir ürünü demonte edilebilecek biçimde tasarlamak, ürünün parçalarını sökerek kullanabilmek için gerekli geri alım/toplama sistemleri yoksa anlamsız kalır. Kullanım ömrünün sonuna gelen ürünlerin ve malzemelerin kazanımı için değer zincirinin tamamında izlenebilirlik ve birimler arası iş bölümü büyük önem kazanıyor.

Hollanda’nın hedefi; 2050’de tamamen döngüsel olmak

‘Yeni Bir Ekonomi Devrimi’ olarak nitelendirilen bu yeni modelin hızla benimsendiğini ve uygulama örneklerinin de her geçen gün çoğaldığını görüyoruz.

Ülkeler boyutunda baktığımızda Hollanda döngüsel ekonomiyi bir devlet politikası olarak ele almış. 2030 yılında yenilenemeyen kaynakların kullanımını yarıya indirmek ve 2050 yılında tamamen döngüsel olmak gibi çok iddialı bir hedef koymuş kendine.

İki başarı hikayesi

Bu doğrultuda başarı hikayeleri de yine Hollanda şirketlerinden geliyor. Örneğin Phillips şimdiden aydınlatmayı hizmet olarak satıyor. Yeni modelde müşteriler, ampul veya armatür gibi fiziksel donanım satın almak yerine aydınlatma performansı için ödeme yapıyorlar.

Bir diğer başarı hikayesi yine bir Hollanda markası olan Mud Jeans’den. Şirket 2012 yılında geliştirdiği iş modeli ile müşterilerine jean satmak yerine kiralama alternatifini sundu. Bu yeni iş modelinde şirket jeanlerini bir yıl için kiraya veriyor. Yıl sonunda pantolonu firmaya geri gönderen müşteri yenisini alıyor. Böylece daima son moda jeanler giyen müşteriler, bu iş modelinde ürüne sahip değiller ve herhangi bir bakım ve onarımla uğraşmak zorunda kalmıyorlar. Mud Jeans ise ürünlerini kullanım ömrü sonunda geri toplayarak ve kullanılmış pantolonları yeniden jean üretiminde değerlendirerek hammaddenin değerini korumuş oluyor.

IKEA satmayacak kiralayacak

2030 yılına kadar yalnızca geri dönüştürülmüş ve yenilenebilir malzemeler kullanma‘ sözü veren İsveçli mobilya üreticisi IKEA ise müşterilerine mutfakları ve mobilyaları uzun vadeli kira sözleşmeleriyle sunan yeni iş modelini çeşitli ülkelerde pilot olarak hayata geçirdi. Müşteriler kiraladığı ürünleri, kullanım ömürlerinin sonunda yeniden kullanım veya geri dönüşüm için iade ediyor.

İşin özü; eski ev ekonomimiz

Döngüsel ekonomiye geçiş hızlı adımlarla gelse de henüz başlangıç aşamasında. Öte yandan Spotify, Airbnb, Netflix, Storytel gibi pek çok farklı alanda devrim yaratan uygulamalarıyla hayatımıza giren, tüketim alışkanlıklarımızı kökten değiştiren kardeşi ‘paylaşım ekonomisi’yle el ele vermiş, yaşamı sürdürülebilir kılmak üzere emin adımlarla geliyor.

Bu konuda pek çok örneği sizinle paylaşacağım. Ancak bu modeli daha iyi anlamak ve içselleştirebilmek için çok dışarılara bakmaya da gerek olmadan özümüze dönmek yeterli olur kanısındayım.

Geçen haftaki yazımda eskiden evimizde kalan pilavı ertesi gün yayla çorba ya da kadınbudu köfte; kalan ekmeği ekmek paparası ya da köfte olarak değerlendirdiğimiz o eşsiz kültürümüzden söz etmiştim ya… Bunun üzerine bir de ayakkabılarımıza pençe yaptırarak, şemsiyelerimizi tamir ettirerek kullanım ömürlerini uzattığımız örnekleri hatırlar ve hayatımızda benzer örnekleri çoğaltabilirsek, ürünleri birer statü sembolü gibi görmekten vazgeçip, fonksiyonel faydalarına odaklanabilirsek, çok kısa zamanda en az Hollanda kadar başarılı oluruz. Çünkü döngüsel ekonomi, büyüklerimizin kıt kanaat gelirleriyle geçim mücadelesi verdikleri o eski ev ekonomimizin ta kendisidir özünde…