Prof. Dr. ÇİLER DURSUN*
Perihan Mağden’in yazısını semptomatik okumayı gerektiren bir soru bu. Psikoloji eğitimli biri olarak da cevabından hoşlanmayacağı bir soru.
Mesele Perihan Mağden’in ne yazdığı değildir, ne yaptığı. Çünkü yazmak, zannedilenin aksine, yapmaktır. Bir gerçek inşa edersiniz yazdığınızda, konuştuğunuzda. İşi yazmak çizmek olan ve toplumsalda gerçeklik inşası için içerik üretimi emekçisi olan herkes bilir bunu.
Batı aydını-Doğu aydını farkı
Kendisi de biliyordur, hiç kuşkusuz. Ama o artık ‘ayrı dünyalar’a neredeyse savrulduğumuz Batı toplumunun entelektüeli, aydını ile bizim gibi Doğulu toplumlardan çıkan aydın/entelektüel arasındaki fark da tam burada belirir. Onlar da gerçeğin farklı yönlerini görünür kılabilmek için yazar, toplumun ortalama görüşlerine ters, sıradan insanların gündelik dünyalarını ve düzeni yıkıcı olsa da yazarlar. Ne var ki yıkmak için çabaladıkları, toplumun genel geçer değer yargılarıdır, ortalama tutucu dünya görüşüdür, çoğunluğun azınlıkta kalanlara zorla yutturmaya çalıştığı tek boyutlu gerçekliktir, vasatlıktır.
Statükonun yıkılışına emek vererek, Batı, bildiğimiz Batı haline gelmiştir. Ayrıksı, aykırı, tekil kalma pahasına, arkasında görünmez güruhların homurtu ve alkışları olmaksızın, anayoldan değil incecik çamurlu ve kanlı gerçeklik patikalarının üzerinden adımlayanların emeğinden söz ediyoruz: Bir yandan toplumunu eleştirir, bir yandan daha iyisinin olabilirliği için anlam alanını harekete geçirir. Çünkü anlam, insanın kendi deneyimine bakma biçimidir ve toplum da kendi deneyimine, kendindeki deneyimlere bakar.
Hayati bir politik eylem
O nedenle toplumsalda konuşulacak, okunacak, görülecek doğru anlamların dolaşıma sokulması hayati bir politik eylemdir. Toplumun dönüşebilmesi için, daha ileriye (ileri diye bir şey var hala, evet) doğru yönelebilmesi için, bulunduğu tarihsel anın zorunluluklarını aşabilmesi için, siyaseten tutuculaştırıcı ve dinginleştirici her türlü genel geçer anlamla bağlarını inceltmesi hatta zamanla koparması gereklidir.
Toplum yarattığı anlamlarla desteklediği insani değerler için, buna bir çaba ve emekle katkı veren aydınlara, hak ettiği değerini aktarır. Saygınlık, bir başvuru figürü olmak, şöhret vb. türlü türlü tanınmaları ve daha önemlisi hak ettiği değeri iade eder. Bu, toplumsal ile onu daha güzel günlere doğru iten kuvvet olan aydınlar arasındaki görünmeyen bir bağdır ve bu bağ sayesinde aydın, kendi tarihsel kimliğini bulur.
Saygınlık ve değer açlığını giderme çırpınışları
Günümüzde Türkiye’de aydının tarihsel olarak öteden beri süregiden, ama özellikle son on yılda iyice belirginleşen ve toplum tarafından mahkum edildiği saygınlık ve değer rejiminden kaynaklı açlığını, kişisel olarak gidermeye yönelik çırpınışlarını izlemekteyiz.
Perihan Mağden’in ani çıkışları, akil insanlar grubunun hiçbir sonuca götürmeyecek toplantılarda koltukları ve kameraları işgalleri, en sakil biçimiyle artık inceltmeye gerek duymaksızın eskiden iyi kötü mesafeli olduğu siyasi güç odaklarıyla ense tokat muhabbetleri, bunların tümü bu çırpınışların görünümleridir.
İki tarz aydınlık
Doğrudur, bu ülkede toplum, ne aydınına sahip çıkarak ne de onunla hemhal olarak hak ettiği değeri ve tanımayı vermiştir. Onun yerine geçmişten bugüne gelinceye kadar tanınma elde etmek için daha kolay bir yol olan, siyaseten muktedir figürlerle, yani kurtlarla yaptıkları dansın adımlarına uymak seçeneği kalmıştır.
Buna karşılık ‘Tanınmayı toplumdan isterim’ diye tutturan aydınlar için ise ortalama görüşlere, tutucu bakış açılarına, vasat ve kolay anlaşılır değerlendirmelere uyarlanma seçeneği de vardı hep. Bu iki tarz aydınlık hallerinde, işleri garanti, düzenleri sağlam, nüfuzları derin oldu hep.
Az sayıda insan tarafından anlaşılan, talep edilen ve daha çok toplumu bulunduğu yerden daha iyi koşullara taşıyabilecek anlamlar üreterek, o anlamlara bağlı değerleri destekleyenler için ise durum daha vahimdi; bu ağır ve karşılıksız işçiliğin bedeli ya bir kurşun, ya bir bomba, ya açlık, ya da hapislerde tutsak geçen yıllar oldu.
Aydın dediğin…
Eğri oturup doğru konuşalım artık: aydın bile olsa insan, topluma bulunduğu tarihsel andan daha ileriye doğru yönelmesi için ivme vereceğim diye canından, özgürlüklerinden olmak istemez. Olmamalı da. Aydın kimse hele ki biraz mürekkep yalamış yutmuş ise görüş ve düşüncelerini toplumun genelinin ‘iplemediği’, adı sanı sönmüş bir figür olarak bir kenarda ve kapasitesinden daha azını sunarak ömrünü doldurmaya da katlanamaz.
Mağden’in hatırlattığı
Aydının toplumda hak ettiği değeri görmek istemesinden doğalı olamaz. Yalnız, Perihan Mağden’in bu çıkışıyla bize hatırlattığı bir şey var: Aydın, elde etmeyi umduğu değerin tahsili için faturayı toplumun önüne koymaya başladığı zaman, aydın niteliğini yitirmeye başlar. Çünkü aydın, tarihsel olarak, toplum için topluma karşı olmasıyla bedel ödeyendir.
Mağden, yıllardır yaşadığı ve muhtemelen içinde doğal olarak fırtınalar koparan bu toplumsaldan tanınma alma eksikliği sorunuyla nasıl başa çıkacağını bilememiştir. Ve yine buna bağlı olarak hissedilebilecek ‘kişisel değerinin erozyona uğradığı’ duygusunun önüne geçmek için, bu değerin bir seferde ve toptan tahsili yolunu seçmiştir.
Başka kapıya
Olabilir. Bunda da kınanacak, burun kıvrılacak bir şey yok, gayet anlaşılabilir bir insani açmaz. Ancak, bu tahsilatı yaparken, toplumun önüne onun zaten içine son on yılda içine vıcık vıcık battığı ve karşımıza kadına yönelik şiddette yüzde 1400’lük olağan dışı bir artışta cisimleşen tutucu ve cinsiyet eşitsizliğini de dibine kadar meşrulaştıran birtakım anlamlarla çıkıyorsa, o zaman ona söyleyecek bir çift sözümüz olacaktır: Gerçekliğin bambaşka bir yönünü işaret ediyorum hokus pokusuyla, toplumdan değer, saygınlık ve şöhret tahsilatına çıkmışken, bu tahsilatın maliyetini bu toplumdaki cinsiyet eşitsizliğinden en vahşi biçimde payını alan kadınlar ödeyecekse eğer, başka kapıya… Ataerkil düzenin savunucusu ortalama insanlar için güzel ve leziz bir ikram olabilecek bu pisliği, eşitliğe inanan kadınlar ve erkekler yemez.
Son olarak, hazır yazmaya yeniden başlamışken, Seda Sayan’ın ürettiği anlamla kendi ürettiği arasındaki farkı da bir gösteriverirse seviniriz. Toplumun yeniden üretimine hizmet ettiği ortalama insanı olarak, biz bir fark göremiyoruz da…
*Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölüm Başkanı