Sosyal medyada nefret ettiğimiz kişileri neden takip ederiz?

Dostunu yakın tut, düşmanlarını daha yakın’ yaklaşımı sosyal medyada da geçerli. Arkadaşlarımızı, sevdiklerimizi ‘yakınımızda tutmak‘ için sosyal medyayı kullanıyoruz. Peki nefret ettiklerimizi neden takip ediyoruz?

Fotoğraf: Unsplash

Bu satırları okuyup Instagram’da nefret ettiği kişileri açıktan ya da gizli gizli takip etmediğini iddia edebilecek biri sanıyoruz ki yoktur.

Herkesin sevmediği, sinir olduğu halde takip etmekten kendini alamadığı insanlar olduğu gibi herkes farkında olmasa da (haftalar öncesine ait bir fotoğrafa yanlışlıkla gelen like’ları saymazsak) birilerinin ‘nefret takibi’ objesine dönüşüyor.

Nefret ettiği birinin takip etmenin terapi gibi geldiğini, yapmaktan kaçındığı bir iş varken en iyi aktivitelerden biri olduğunu söyleyen de var, sevmediği birinin kötü bir durumda olduğunu görmenin zevkini yaşayanlar da…

Peki bu nefret takibinin ardında yatan psikolojik neden ne?

Psikoterapist Sally Baker’a göre bu tuhaf davranış şekli içimizi kıpır kıpır yapıyor. Çünkü nefret ve sevgi duyguları beynimizde ayrılmaz biçimde birbiriyle bağlantılı: “Beyin temel olarak bu iki duygu arasında ayrım yapmıyor. Bir şeye yoğun olarak dikkatimizi verdiğimizde bu oksitoksin, serotonin ve dopamin hormonlarının salgılanmasını tetikliyor. Bu ‘iyi hisset’ hormonları duygusal olarak biriyle bir tür ilişki kurduğunuzda salgıların ve motivasyonun ne olduğundan bağımsız olarak duygusal bir tepkiye yol açar.”

2008’de Prof. Semir Zwki’nin insan davranışı üzerine araştırması da bu görüşü destekliyor. Beyinde nefrete bağlı olarak aktive olan sinir devreleri ile aşık olunduğunda tetiklenenler aynı. Bu durum nefret takipçilerinin takıntılı davranışını açıklayabilir.

Pandemiyle birlikte sosyal medya kullanımın artmasıyla nefret takipçilerinin sayısının da arttığını tahmin etmekse güç değil.

Dijital pazarlama stratejisti Charlotte Sheridan bu durumu ‘Keeping up with the Joneses’ (Jones’lara yetişmek) mantığıyla açıklıyor. ‘Keeping up with the Joneses’ sosyal olarak önemsiz görünme kaygısıyla sürekli komşularınızın ya da arkadaşlarınızın aldığı pahalı şeylere sahip olma ya da onların yaptığı şeyleri yapma isteği için kullanılan bir tabir.

Sheridan benzetmesini şöyle ayrıntılandırıyor: “Sosyal medyadan önce bunun karşılığı komuşularınızın hakkınızda ne düşündüğü ya da evinizin dışının güzel görünmesi için çabalamanız anlamı geliyordu. Şimdi tanıdığınız hemen hemen herkes Jones’lar. Ve artık söz konusu olan sadece evinizin dışarıdan nasıl göründüğü değil, hayatınızın her bir yönü: nasıl ebeveynler olduğunuz, ne giydiğiniz, anılar biriktirip biriktirmediğiniz…

Çoğumuz dünyaya en iyi halini göstermek istiyor ancak Sheridan’a göre sosyal medya bu yetişme baskısını artırdı: “Kıyaslamak neşenin katilidir derler ve konu sosyal medyaya gelince bu daha da doğru.”

Newcastle Üniversitesi’nde çağdaş Britanya tarihi üzerine ders veren Dr Martin Farr’a göre ‘nefret takibi’ yeni bir fenomen olsa da insanların sevmediği insanların hayatını kaza yerinden geçerken yavaşlayıp bakar gibi meraklı gözlerle incelemesi, sosyal medyadan öncesine dayanıyor: “Gazeteler, radyo, sonra televizyon ve sonra internet insanlara hiç tanımadığı hatta tanışmayacağı insanlarla bir tür ilişki kurma olanağı sağlamıştı. Şimdi fark şu: İnsanların nefretini bir bireye yönelmesi için çok daha az çaba yeterli. Dışarı çıkıp bri dergi alıp sevmediğiniz bir figürün kendini küçük duruma düşürdüğünü görmenize gerek yok artık. Bunu sadece telefonunuzu elinize alarak yapabiliyorsunuz. 21’inci yüzyılda sevmediğiniz bir insanı dikkatle izleyebilir, bunu sessizce yapabilir ve onlarla ilgili hoşunuza gitmeyen şeylerin zevkini yaşabilirsiniz, hiçbir sonucu ya da olmusuz etkisi olmadan üstellik. Bu nefret takibi aşırı arzulanan ve kolay bi şey haline getiriyor.”

Dr. Farr’a göre bu nefret ettiğiniz kişi bir de tanınmış bir figürse bu nefret takipleriniz tahrik edici içerikler için bir teşvik de olabiliyor, hatta nefretiniz bu kişilerin lüksüne dönüşebiliyor.

Ancak Twitter ve Instagram listenizi gözden geçirip nefret objelerinizi artık takip etmemeyi düşünüyorsanız önce Dr. Farr’ın saydığı faydalarına kulak verin: “Katılmadığınız görüşlerin size sunulması iyidir. Yankı odası (kısaca kişilerin sadece kendi görüşlerine benzer fikirlerden haberdar olması) etkisini düzeltir. Farklı görüşler vardır ve kişilerin bunlardan her ne kadar askini dilese de haberdar olması gerekir.”

Baker da nefert takibinin kötü ya da sağlıksız bir şey olmadığı konusunda hemfikir. Ancak ne kadar yaptığımızı bilincinde olmamız önemli. Obsesif kompalsif davranış biçimine dönüşmemesi gerektiğine dikkat çeken Baker tüm nefreti birkaç kişiye yöneltmenin ve devamlı bunu düşünmenin sorunlu olduğunu ifade ediyor.

Nefret takibi’nin limitler içinde gayet normal ve anlaşılabilir bir durum olduğuna dikkat çeken Baker bunun kendinizle ilgili negatif düşünceleri ve yargıları artıran mazoşist bir eyleme dönüşmemesi gerektiğinin altını çiziyor: “Bazen yapılacak en iyi şey yürüyüp gitmektir. Elinizdeki telefonu bırakıp uzaklaşabilmelisiniz. Nefret takibinin tersi sevgi takibi değil, kayıtszılıktır.”