SEÇİL TÜRESAY
secilturesay@diken.com.tr
Sosyallik, çalışma düzeni, ev hali ve hayatın daha birçok başka alanında değişime yol açtı pandemi. Değişen bir şey daha var ki çoğu kişide derin izler bıraktı: Taziye kültürü. İnsanlar karantinada veya hastanede olduğu için en yakınlarının cenazesini kaldıramadı. Kısıtlamalar nedeniyle birinci dereceden yakınlar gitse de diğerleri sevdiğini uğurlayamadı. Başsağlığı ziyaretleri kalktı. Annesini, kardeşini, babasını, eşini, evladını kaybedenler geride kalan yakınlarına sarılamadı.
Özetle birçok alanda olduğu gibi acımızı yaşarken de yalnızlaştık.
Acıbadem Maslak Hastanesi’nde görev yapan psikiyatr Prof. Dr. İrem Yaluğ Ulubil’le bir başına yas sürecini ve sadece pandemi koşullarında değil her zaman acılı insanlarla nasıl iletişim kurulması gerektiğini konuştuk…

Taziye grup terapisi gibi
Pandemi süreci yakınını kaybedenlerin acıyı yaşama, yas sürecini nasıl etkiliyor?
Ölüm gidenlerin değil kalanların sorunu aslında. Bu yüzden her coğrafyada farklı bir uğurlama, taziye kültürü var. Aslında kaybın gerçekliğini netleştiren, daha resmileştiren bir şey bu veda süreçleri, başsağlığı dilekleri, cenaze törenleri. Covid’de bunun olmaması yaşadığımız kaybın kabullenişini bir miktar daha geciktiriyor. Bir uğurlanış törenine katılamıyoruz ya da kısıtlı sayıda katılım oluyor. Somut bir şekilde gidenin gidişini görmediğimiz için bu bir kayıp oluyor.
Taziye evlerinde genellikle defalarca kayıpla ilgili konuşmalar yapılır ve her gelen başsağlığı diledikten sonra, “Nasıl oldu” sorusunu sorar. Bu sorunun amacı travmatize etmekten ziyade kişinin bir kez daha içini dökmesi. Kişi olayı her anlatışında olay duyugusal yükünü yavaş yavaş kaybediyor ve sonunda sadece nesnel bir bilgi olarak kalıyor. Aslında kişiye yardımcı olan bir şey bir yandan taziye; bir trup terapisi gibi. ‘Corona’da bunun olmaması tabii ki insanların baş etmedeki önemli zorluklarından biri çünkü insan insanın merhemi. Çok ‘tekleştik’, acıyı yaşarken de tekleştik.. tabii ki zor.
Başkalarının aynı virajdan çıktığını görmek güç verir
Yazmak iyi bir yol olabilir mi yas sürecinde iyileşebilmek için? Özellikle de yüz yüze görüşmenin zor olduğu bu dönemde…
Kayıp yaşayan kişinin tanıdığı ve kendisini dinleyen insanlarla vakit geçirmesi yas tutma sürecini sağlıklı tamamlamak için yapılabileceklerdendir. Evet yukarıda da bahsettik yüz yüze görüşememenin etkilerinden. Yazmak da bir parçası olabilir elbette. Yazmak hep iyileştirir.
Bir de görüşememenin ötesinde ‘dokunamama’ meselesi var. İnsan en sevdiklerine bile sarılıp acısını paylaşamıyor bu süreçte...
Keşke dokunabilsek çünkü temas önemli bir şeydir. Ama bu dönemde tensel temas yerine ruhsal temas, duygusal temasa ağırlık vermek zorundayız. Cenaze törenlerinin, ritüellerinin yapılmaması gibi bu da bir eksiklik olabilir tabii.
Yakınını Covid-19’dan kaybedenler için çok sayıda insanın aynı şeyleri yaşamış olması acıyı biraz olsun telafi edebilen bir unsur olabilir mi?
Yalnız olmamak hep iyileştirir. Başkalarının aynı acıyı yaşadığını bilmek değil ama bu virajdan çıktığını bilmek iyileştirir. Kayıp yaşamadan bu virajdan çıkanlar da var. Kayıp yaşayıp hayata devam eden insanları görmek de insanları güçlü kılan bir şeydir.
Cenazeye katılmamak seçim değil, zorunluluk
Cenazelerini kaldıramayan birinci derece yakınlar için bu çok zor bir durum tabii hayatını kaybeden kişinin ona veda edemeyen diğer sevenleri için de. Bu durumla başa çıkmak için ne yapabilirler?
Bu hiç kimsenin seçimi değil. Zaruri, zorunlu uyulması gereken bir durum. Bu bir tercih değil. “Ben uğurlamadım, ben gelmeyi tercih etmedim” değil. “Ben gelmek çok istiyordum, bulunmak çok istiyordum ama kendim ve başkalarının iyiliği için bunu yapmam mümkün değildi.” Bu, çok hafifletici bir şey. Zorunlu kaldığımız şeylerden sorumlu olamayız; seçimlerimizden sorumluyuz. Kendilerine böyle telkinde bulunabilirler.

Bir de muhatabını fazlasıyla yorduğunu düşündüğüm, “Virüsü nerden kaptı, dışarı çıkıyor muydu” ve başka sorular var. Bunlar, “Ben de kaparım” kaygısıyla yöneltilen, kendilerini korumaya yönelik sorular mı? Yoksa hastalananın ve yakınlarının ihmalkar olduğuna dair bir suçlama mı yatıyor altında?
Suçlama değil. Bazen çok zor anlarda ve konuşmanın nasıl başlatılacağını bilemediğimiz zamanlarda daha duyarsız sorular sorulabiliyor. Bu, bununla ilgili bir şey diye düşünüyorum. Bir yandan da kendini koruma kaygısı önemli. Bilgi güçtür, bilmekle ilgili. “Ekstra bir şey var mıydı” diye merak edilebilir. Ama tabii burada karşı tarafı da incitebileceğini ve yorabileceğini bireyin idrak edebilmesi lazım.
Acıyı paylaşırken en özel sözcükler seçilmeli
Tam da bunu söylemişken.. acılı, kaygılı insanla nasıl konuşulmalı?
Acıyı paylaşmak da destek de nezaketle olmalı. Bu acıyı yaşayan insanlar yas sürecinde ve kırılganlar. Onların bu kırılganlığına duyarlı olarak olabilecek en özel sözcükler seçilerek ve sınırların ihlali açısından çok özenli davranılarak konuşmalar sürdürülmeli.
Sizin tanımladığınız bu özenli, duyarlı konuşma üslubuna sahip değilse insanlar..
Covid bunu da öğretecek. Bir diğerini daha fazla önemsemeyi, daha nezaketli davranmayı çünkü bu acı tek bir bireyin değil çok fazla kişinin acısı. Toplumsal bir duyarlılık oluşacağını ve öğrenileceğini umut ediyorum.
Bunun bir eğitimi olabilir mi?
Bu, insanın gelişim hızı ve öğrenme kapasitesiyle ilgili bir şey. Nezaketi ve sağduyuyu öğretecek bir eğitimden kimse sorumlu değil ne Sağlık Bakanlığı ne devlet.
Soruların muhatabı sınırı belirler
Peki acılıyken duyarsız, inciten tavırlarla muhatap olanlar.. onlar ne yapsın?
Birey kendi sınırlarını kendi yaratır. Bu sorulara yanıt vermek istemiyorsanız, “Hayır” ve, “Bu konuyu konuşmak istemiyorum” demek ayıp değil sınır koymaktır. Sadece bu konuyla iligili değil her konuyla ilgili konuşmak istemiyorsa sınırları koymak bireyin kendi inisiyatifinde. Bu sınıra çarptıkça geri dönecektir çünkü bazı insanlarla en etkili iletişim yolu iletişimsizliktir. Sizi çok fazla hırpalayan olduğunda da o kişiyle iletişimi bir süreliğine ya da kalıcı olarak askıya alabilirsiniz.
Yas sürecinde ani kararlar alınmamalı
Yas sürecinde ev, iş değiştirmek ve benzeri ani kararlardan kaçınılmasını önermişsiniz sitenizdeki makalenizde…
Tabii yas süreci ve depresyonda ani kararları durdurmayı tercih ederiz çünkü çok duygu yüklüdür insan. Yas geçtikten sonra belki bu kararların sadece yasa bir cevap, bir reaksiyon olduğunu görebilirsiniz. Aslında ne ev ne işi değiştirmek sizin için iyidir. Ek kayıplara sebep olur. O evi değiştirdiğinizde evin eşyaları atıldıktan sonra bu sefer ikinci yas şununla başlıyor: Kaybolan hatıraların yası. Yas süreci geçince bu değişiklik isteğinin, kararının doğru olup olmadığını anlarsınız.
Pandeminin psikolojik etkileri hakkında neler söylersiniz?
Destek almaktan çekinmesin insanlar; bu bir ihtiyaç. Travma sonrası stres bozukluğuna neden olabilecek bir süreç. Bu konuda da bazı akademik çalışmalar var dünyada ve Türkiye’de ama daha kesitsel. Salgının toplum psikolojisi üzerine çalışan gruplar var.
Destek almak isteyenler devlet kanalıyla erişebiliyor mu? Birçok insan için lüks değil mi?
Devlet bu işin içinde, bu işi destekliyor hastanelerde psikolojik destek alınabilmesi için. Salgın hastalıklar da bir doğal afettir. Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı çalışmalar var. Psikolog ve psikiyatriye erişim he zaman sürüyor.