Sedat Ergin: Türkiye, 'sert gücü' ile 'yumuşak gücü'nün makul dengesini bulmak zorunda

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bununla birlikte şahsi gözlemimiz olarak, bu süreç içinde ‘sert güç‘ faktörüne sıkça başvurulması ve bunun kuvvetli bir söylemle dış politika diline yansımasının beraberinde getirdiği önemli bir meseleye de dikkat çekmemiz gerekiyor. Bu mesele, Türkiye’nin uluslararası alandaki algısının artan ölçüde ‘sert güç‘ kimliği üzerinden tanımlanmaya başlanmış olmasıdır. Kuşkusuz, jeopolitik rekabette Türkiye’nin hamlelerinden rahatsız olan ülkelerin de bu algıyı yerleştirmeye çalıştıkları bir sır değildir.

Böyle de olsa, değindiğimiz bu algının kökleşmesi ihtimali Türkiye’nin elindeki diplomasi imkânlarının ve bu çerçevede ‘yumuşak gücü’nün ikinci plana düşmesi gibi bir risk doğuracaktır. Oysa Türkiye, AB’ye tüm üyelik perspektifi içinde demokratik reformlarını gerçekleştirdiği dönemde ‘yumuşak gücü’ ile de çok geniş bir coğrafya üzerinde etkili bir cazibe merkezi haline gelerek azımsanmayacak bir etki icra edebilmişti.

Türkiye, ‘sert gücü‘ ile ‘yumuşak gücü‘nün makul bir dengesini bulmak zorundadır.

Sedat Ergin’in yazısı