Bu noktada gözlediğimiz bir değişime de dikkat çekmeliyiz. Geçmişte Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları meseleleri genellikle Avrupalıların ilgi alanı olur, ABD ise Türkiye’ye daha çok stratejik çıkarlarının penceresinden bakardı. Ancak, geride bıraktığımız yıllarda AB ile Türkiye arasındaki ilişki Suriyeli mülteciler gibi sıcak konuların ön plana çıktığı bir ‘ver-al ilişkisi‘ne dönüşmeye başladı. Kopenhag Kriterleri başlığı altındaki demokrasi konularının diyalogdaki yeri oldukça alt sıralara düştü.
Buna karşılık Washington’dan, Demokrat Biden yönetimi cephesinden yansıyan bütün işaretler, Türkiye politikalarında Trump yönetiminin aksine demokrasi, ifade özgürlüğü, yargı gibi başlıkların geçmişe kıyasla belli bir vurgu kazanacağına işaret ediyor. ABD ile AB arasındaki bu başlıkta bir rol değişiminin gerçekleşmesi kuşkusuz ilginç bir ironiyi yansıtacaktır.
Ne olursa olsun şurası aşikâr. Birbiri ardına yaptırımların geldiği bir dönemde Ankara’dan AB’nin merkezinin bulunduğu Brüksel’e ve aynı zamanda Avrupa’daki kritik başkentlere giden yollar, artık belli ölçülerde Washington üzerinden de geçecektir.