Ama bu burada bitmedi, Hasan Ali Toptaş Milliyet’ten Seyhan Akıncı’ya bir röportaj vererek o tuhaf özrünü de geri alma yolunu seçti. Meğer biz gene yanlış anlamışız. O bir yaptıklarının sorumluluğunu alma denemesi falan değilmiş. ”İfşa değil iddia” olarak gördüğü suçlamaları asla kabul etmiyormuş. Vicdanı çok rahatmış, kimseyi taciz etmemiş. İftiraya uğramış.
(…) Bu durumda bu kadar kadın deli olmalı ki yıllar sonra yaralarını tekrar kanatacak bir şey yaptılar. Bir cesaret örneği gösterdiler ve konuştular. Anlıyorum ki size basit görünüyor. Aman canım, ne olmuş ki alt tarafı, diyorsunuz. “Ne şıksın, ne güzelsin” gibi bir lafın taciz olarak anlaşılmış olabileceğinden, “Durun sizin çayınızı ben getireyim” gibi bir kibarlığın kadını rahatsız etmiş olabileceğinden dem vuruyorsunuz. Kadınlara gerçekten deli muamelesi yapıyorsunuz ki zaten “kadının beyanı esastır” da “halüsinasyonlar gören birinin ya da zırdeli bir kadının her dediğine inanacak mıyız yani?” şeklinde karşılığını buluyor söyleşide.