Enfeksiyon hastalıkları uzmanı üç profesör, Çin’de geliştirilen ve Türkiye’nin ‘corona’ya karşı birinci tercihi olan aşının güvenliğiyle ilgili sorun olmadığını ifade etti. Ancak Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ve Prof. Dr. Esin Şenol aşının etkinliğinin henüz soru işareti taşıdığını belirtti.

Çin’den sipariş edilen aşının 11 Aralık’ta Türkiye’ye geldikten sonra yaklaşık iki hafta süre boyunca denetimden geçmesi, daha sonra aşılamanın aşamalı şekilde başlaması planlanıyor.
Sağlık Bakanlığı henüz başka bir aşıdan sipariş vermedi.
‘Sonuçları bekliyorum‘
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Şenol da aşılarda güvenlik ve etkinlik kavramlarının birbirinden farklı şeyler olduğunu belirterek, birinci faz ve ikinci fazı geçmiş olan tüm aşıların güvenli olarak ifade edildiğini söyledi.
Şu anda Covid-19’a yönelik üçüncü fazda 13 aşı bulunduğunu aktaran Şenol, bu aşıların üçünün onay için başvuru sürecinde olduğunu dile getirdi.
Şenol şöyle konuştu: “Onay için başvuru sürecinde olan aşıların etkinliğini de biliyoruz ancak faz-3 verilerini paylaşmamış olan aşıların etkinliğini bilmiyoruz. Onun için şu anda uygulanması planlanan aşının etkinliği ile ilgili veri yok. Dolayısıyla yapılsın yapılmasın konuşması bu aşamada doğru değil, Aşının, güvenilirliği ile ilgili bir sorun yok, faz-3 çalışmasının sonuçlarını bekliyorum.”
‘Mutlaka aşı olacağım’
Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan şu aşamada hangi aşının yaptırılıp yaptırılmayacağını yönelik tartışmaların uygun olmadığını belirterek, mevcut aşı üzerine yoğunlaşılması gerektiğini ifade etti.
Bu yöndeki tartışmaların vatandaşların kafasını karıştırabileceğini belirten Ceyhan, Türkiye’nin şu an için anlaşma yaparak teminini sağladığı aşının Sinovac (Çin) aşısı olduğunu anımsattı.
Ceyhan şöyle konuştu: “Ortadaki gerçek şu ki, en azından belli bir süre Pfizer BioNTech ortak aşısının girme durumu yok. Bu nedenle böyle bir seçim için insanların kafa yormasına, tartışmasına hiç gerek yok. Türkiye’ye inaktif Sinovac aşısı gelecek. Şu an için almaya karar verilmiş, anlaşmaları yapılmış bir aşıyı, bir diğeriyle karşılaştırarak kafaları karıştırmanın bir anlamı yok. Şu an Türkiye için elimizdeki aşı Sinovac.”
Ceyhan, şu ana kadar üçüncü faz çalışmalarında sona yaklaşmış aşıların hiçbirinde ciddi sorun bulunmadığının altını çizerek, aşı yerinde kızarıklık, şişlik, ağrı ya da genel anlamda kırıklık gibi bulgular dışında yan etkiye rastlanmadığını söyledi.
Sinovac aşısının güvenilirlik ve etkinliğine ilişkin de Ceyhan, şunları söyledi: “Söz konusu olan Sinovac aşısında da güvenlikle ilgili bir endişem yok benim, ancak etkinliği ele alınabilir. Ben bir defa kendim hemen olacağım. Diğer insanların da şu bilinçle hareket etmesi lazım, Türkiye’de zorunlu aşı uygulaması yok, kimseye zorla aşı yaptırılmayacak. Dikkat edilmesi gereken iki nedenle aşılanması gerekiyor. Birincisi, karşınızda öyle bir hastalık var ki, şu anda toplumda son derece yaygın bir durumda. Neredeyse her karşılaştığımız 20-30 kişiden biri virüs pozitif çıkıyor ve insanların bir kısmı da hastalığa yakalandığında yaşamını yitiriyor. Böyle bir hastalığa karşı hiçbir güvenlik endişesi duymadığımız, etkinliğiyle ilgili tartışmalar olsa da ortada bir aşı var. Velev ki bu aşı yüzde 50-60 koruyor ve diğer aşı yüzde 95 koruyor. Her şeye rağmen bu aşıyı yaptırmak lazım, çünkü yüzde 50 bile korusa böyle bir hastalıktan yüzde 50 oranında korunmak çok önemlidir.”
‘Tartışmanın bitmesi lazım’
Ceyhan, ikinci olarak aşının bireysel korunmanın yanı sıra toplum sağlığının korunması için de yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılama ile toplumun belli bir kısmını bağışık hale getirerek salgının sonlanması amaçlanıyor. Eğer toplumda ciddi bir oranda aşı yapmayan kişi olursa bu amaca ulaşılamaz. Bu durumda salgın aşı yaptıranlara rağmen yine devam edecek” uyarısında bulundu.
Ceyhan, aşı Türkiye’ye geldiğinde kendisinin de aşı olacağını belirterek, “Hiç şüphesiz, mutlaka aşı olacağım. ‘Hangi aşıyı olacaksın’ tartışmasının bitmesi lazım. Devletin getirdiği aşıyı olacağım” dedi.
‘Kendime Sinovac yaptırdım’
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık salgının doğurduğu kötü sonuçlar ve kendiliğinden durmayacağı öngörüsü nedeniyle tüm dünyada aşı çalışmalarının bugüne kadar görülmemiş şekilde ve inanılmaz hızla ilerlediğini söyledi.
Bazı aşıların üçüncü faz çalışmalarının bitmek üzere olduğunun altını çizen Balık, acil durum ruhsat prosedürü ile kullanılmaya başlanan aşıların bulunduğunu anımsattı.
Balık, aşıların çoğunluğunun inaktif virüs aşısı olmak üzere altı-yedi farklı tipte ve genellikle iki-dört hafta ara ile yapılan iki doz gerektirdiğini aktararak, şöyle devam etti: “Türkiye’de şu an ‘yeni nesil biyoteknolojik üretim mRNA aşısı’ ile bir Çin aşısının (inkatif virus aşısı) faz-3 klinik çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalar farklı şehirlerde üniversite hastaneleri ve sağlık bakanlığı eğitim araştırma hastanelerinde yapılmakta. Bu aşılar, 1 milyon doz üzerinde yapılmasına rağmen şu ana kadar hem dünyadan hem de ülkemizden bu aşılarla ilgili önemli bir yan etki bildirimi yapılmadı. Buna karşın Covid-19’a karşı da oldukça etkin oldukları görülmektedir.”
Yerli aşı
Yerli aşı üretim çalışmalarının devam ettiğine işaret eden Balık, iki aşıda bugünlerde Faz-1 denemelerine başlandığını dile getirdi. Bunlardan birinin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) listesine de girdiğini ifade eden Balık, “Eğer her şey yolunda giderse yaz aylarında kendi aşımız da süreçlerini tamamlayıp kullanıma girebilecektir” dedi.
Prof. Dr. Balık, sözlerine şöyle devam etti: “Ben kendime Sinovac aşısı yaptırdım. Yani halkımızın Türkiye’de kullanıma girecek aşılarla ilgili bir güvensizliğe kapılmasına gerek yok. mRNA aşısının da genetik yapımızı değiştirmesi mümkün değil. Türkiye’de aşılar kullanıma girmeden önce çok kapsamlı güvenlik testlerinden geçirilir. Bu aşıya Çin aşısı denilmesinin de yanlış algıya neden olduğu görülüyor. Aslında bu inaktif aşıdır, çok eski bir aşı üretim tekniği ve birçok ülke tarafından rahatlıkla da üretilebilir. Üretim zorluğu nedeniyle ve çok fazla miktarda aşıyı kısa sürede üretebilme potansiyeli nedeniyle ancak Çin, Hindistan gibi yüksek aşı üretme potansiyeli olan ülkelerden temin etmek zorunluluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Türkiye, Endonezya ve Brezilya ile birlikte bu aşının Faz-3 çalışmalarına katılarak fazla miktarda aşıyı öncelikli temin etme şansını yakaladı. Bakanlığımız bir ön ödeme yapmaksızın 50 milyon doz aşı için bağlantı yapmış oldu. Bu şekilde ve üstelik aşıya ilk erişen Türkiye’den başka bir ülke yok sanırım. Aşı üreten ülkeler, ilk önceliği kendine ve önceden ödeme yapan ülkelere vereceklerdir.”