Bugün AK Parti hükümeti ortaöğretimde attığı adımlarla, bütün devlet imkanlarını kullanarak “misyonerlik” yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içeriğini tek yanlı bulduğu, Sünni mezhebe dahil olmayanlara bir dayatma niteliğinde olduğunu söylediği, “zorunlu din derslerini” kaldırmamak için ayak sürüyor. İmam Hatip liselerini dayatıyor. Seçimlik din derslerini bile uygulamada zorunlu hale getiriyor. Arkasına hükümetin gücünü alan TÜRGEV Vakfı, belediyelerin ve kamu kuruluşlarının kendisine tahsis ettiği arazilerin üzerine İmam Hatipler ve öğrenci yurtları inşa ediyor.
Hükümet bütün devlet imkanlarını kullanarak okullarda “misyonerlik” yapıyor. İnanan insanların dinlerini tebliğ etmeleri, inandıkları dinin misyonerliğini yapmaları din özgürlüğünün mihenk taşıdır. Ama devletler misyonerlik yapamaz, misyonerlik yapan devlet demokratik olamaz. Devletin misyonerlik yapması, tebliğcisi olduğu din ve mezhep dışında kalan herkes bakımından ayrımcılığın kurumsallaşması demektir. Misyonerlik, devlet tarafından yapıldığında, o dine, o mezhebe veya o versiyona inanmayan herkes bakımından, bu yapılan faşizan bir baskıya dönüşür.
Bugün Türkiye’de olan tam da budur!