Eski dostu Berlusconi'nin gazetesinden Erdoğan'a: İslamileşen Türkiye korkutuyor

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen eski İtalya başbakanı Silvio Berlusconi’ye ait Il Giornale gazetesi, AKP iktidarı hakkında sert ifadeler içeren iki ayrı makaleye yer verdi.

Francesco De Palo imzalı makalede “Erdoğan’ın dönüşümü. Başörtüsü okulda, makyaj ise yasak. Daha fazla İslamlaşan Türkiye şimdi Batı’yı korkutuyor” başlığı kullanıldı; Magdi Cristiano Allam imzalı makaleye de, “IŞİD’den Ankara’ya. Yaklaşan düşmanı görmüyoruz” başlığı atıldı.

180 tirajlı Il Giornale gazetesi Berlusconi'ye ait.
180 tirajlı Il Giornale gazetesi Berlusconi’ye ait.

‘Atatürk mezarında ters dönerdi’

Makalelerde, orta öğretimde başörtüsüne izin verilmesi ‘köktendinciliğe sürüklenme ve Atatürk’ün laik devrimine veda’ olarak nitelendi; ”Ilımlı İslam masalı Türkiye’de doğdu ve orada öldü” denildi; Atatürk’ün bugün olanları görse ‘mezarında ters döneceği’ savunuldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan ‘sözde demokrat, aslında diktatör‘ diye söz edilen makalalerde, IŞİD krizinden Türkiye sorumlu tutuldu ve ‘Kobani’yi bilmiyormuş gibi mi davranalım?‘ diye soruldu.

Doğan Haber Ajansı’nın Roma muhabiri Esma Çakır, iki makaledeki tezleri şöyle özetledi:

‘Atatürk’ün laik devrimine veda’

Köktendinciliğe sürüklenme, Atatürk’ün laik devrimine veda. Türk hükümetinin son provokasyonunda ürkütücü bir şey var. Sadece zorla İslamileştirme ya da sosyal medyaya karşı ideolojik bir savaş değil: Bu sefer Erdoğan büyük oynadı, çünkü orta öğretim ve liselerde giyim-kuşam ile davranışlara ilişkin kurallara, açıkça özgürlükten yoksun yasaklar ve şartlara el attı.

‘Sözde demokrat, aslında diktatör’

Bu yumruk, Gezi Parkı katliamlarından ve meydanlarda sözde demokrat ama aslında diktatör olan devlete karşı yapılan eylemlerden 13 ay sonra geldi. Tüm tartışmalara rağmen başörtüsü orta eğitime kadar indi. Bu liberal olmayan sürüklenmenin sonu yok gibi görünüyor. Çok sayıda kişinin yaralanmasın ve ölümüne yol açan Gezi Parkı eylemlerine karşı silahlı baskıdan sonra, YouTube ve Twitter’a karşı savaş başladı. Bunu, eşcinsellere özel bir hapishane tartışması izledi.

‘Atatürk mezarında ters dönerdi’

Ilımlı İslam ve onun demokrasiyle uyumlu olduğu yönündeki masal, bir asırdan az bir süre önce Türkiye’de doğdu ve orada öldü. Anayasasında bir kez bile ‘İslam‘ kelimesi geçmeyen cumhuriyetin kurucusu laik Atatürk, Erdoğan’ın, gerek ülke içinde, gerekse Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar’la Türk toplumunun bulunduğu AB’de yeni Osmanlı halifeliğini teşvik ettiğini görse mezarında ters dönerdi.

Okullarda başörtüsünü serbest bırakan ama makyaj, dövme gibi şeyleri yasaklayan son stratejik girişim, kurumların laik yapısını zayıflatmayı amaçlıyor.

‘Erdoğan’ı serbest bırakmak bir hata’

Sözde ‘Arap Baharı‘ patladıktan sonra Türkiye’ye merkezi bir rol verildi, Doğu ve Güney Akdeniz boyunca istikrar ve refahı sağlamayı garantileyen “İslami demokrasi” modelini yayabileceği hayal edildi. Batı, İslami terör çeteleri ve IŞİD’e karşı Kürtlerin, Esad’ın ve Irak ordusunun savaştığı bir alan haline gelen, üniter ve egemen ulus devlet olmaktan çıkmış haldeki Suriye ve Irak’ta Erdoğan’ın elini serbest bırakarak, dönemsel bir hatayı sürdürmeye devam ediyor.

‘Kobani’yi bilmiyormuş gibi mi davranalım?’

Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, dünyanın her yerinden Suriye’ye giden İslami teröristlerin transit geçiş noktası olan Türkiye, bu jeopolitik bozulmanın esas sorumlusu. Erdoğan’ın, 49 Türk rehinenin serbest kalması için tek kuruş bile fidye ödemeden kendince halife olan El Bağdadi ile müzakere yaptığını bilmiyormuş gibi mi davranalım? IŞİD teröristlerinin, Kürt milisleri hezimete uğratarak, Türkiye sınırındaki Kobani’ye rahatça itildiğini bilmiyormuş gibi mi davranalım?

‘Kıbrıs işgalini unuttuk’

1974’ten beri Türkiye’nin, Kıbrıs’ın kuzey kesimini, bir Avrupa toprağını askeri olarak işgal ettiğini, 200 bin Kıbrıslı Rum’un, Hristiyan’ın topraklarını terk etmeye zorlandığını ise unuttuk.

‘ABD niye ısrarcı?’

Erdoğan’ın Hamas’ı bir özgürlük şampiyonu olarak övmesine ve İsrail’i bir terörist devlet olarak tanımlamasına gözlerimizi kapadık. Türkiye’de, Rahip Andrea Santoro ve Luigi Padovese barbarca katledildiğinde hiçbir şey demedik.

Küresel İslami terör ortak bir tehditken, sadece Putin Rusya’sıyla işbirliği yaparak bunun üstesinden gelebilecekken, ABD neden hala daha fazla İslamileşen Türkiye’yle yola devam etmekte ısrar ediyor?

AB’nin, laikliği garanti etmesi gereken Türkiye’nin üyeliği konusunda tüm bedelleri ödemek istiyor olması mümkün mü? AB, Türklerin bizi İslamileştirmesinin daha kolay olduğu gerçeğinden neden kaçıyor?