21'inci Koza, son yılların en zayıf film festivali

ŞENAY AYDEMİR

sinesenay@gmail.com

21. Altın Koza Film Festivali ödülleri bu akşam düzenlenecek bir törenle sahiplerini bulacak. Festivalde ‘Balık’, ‘Toz Ruhu’, ‘Neden Tarkovski Olamıyorum’ ve ‘Silsile’ öne çıktı.

Son yılların en zayıf festivali

Şurası açık ki ödüller için ne söylesek olmayacak. Çünkü festivali takip edenlerin ortak tespiti, son yılların en zayıfı olduğu şeklinde. Buna katılmamak elde değil.

Açıkçası bazı filmlerin neden Türkiye’nin en önemli ulusal festivallerinden birinin ana yarışmasında yer aldığını anlamak güç. Çünkü ‘film’ diye tanımlayabileceğimiz bir ürünün varlığı bile şüpheli.

Düzey düşük

Bu yılın başvuran filmlerinin düzeyi bu kadar düşükken, festival yönetiminin neden yarışmada ısrar ettiğini anlamak güç. Çünkü bu filmler festivalin seviyesini aşağıya çektiği gibi asıl olarak sinema yapmaya hevesli olanları yanlış bir şekilde cesaretlendiriyor.

Öyle ya, ben de bu yıl Altın Koza’da kısa filmiyle yarışan ve övgüler alan bir genç yönetmen olsam, bu filmlerden bazılarını izleyince, “Abi biz de seneye film çekip buraya katılabiliriz” duygusuna kapılabilirim.

Ergenlikten çıkamamış erkekler geri döndü

Yanlış anlaşılmasın, bu filmler seyirciyle buluşmasın demiyorum. Ama yarışma dışı olarak gösterilebilirlerdi. Bu yılla ilgili şöyle bir tespiti de atlamamak gerekiyor: Susarak bunalan, denize/dağa bakıp iç geçiren ergenlikten çıkamamış erkekler geri döndü!

Bir şey olamamış erkeklerin anne/baba, sevgili, iş/güç, çocuk depresyonlarıyla bezeli, kötü yazılmış ve kötü çekilmiş karakterlerle doluydu ortalık. Buradan hareketle, ‘Bu akşam ödül töreninde hangi filmler öne çıkar, kimler ödüle daha yakın’ sorularına yanıt aramadan önce usulünce genç yönetmenler için birkaç not eklememiz gerekiyor: Sizin sinemadan anlayan hiç arkadaşınız yok mu? Bu senaryolarınızı kimseye okutmuyor musunuz? Plan, sahne, mizansen nasıl kurulur ve nasıl çekilir biraz daha kafa yoramaz mısınız? Ve en önemlisi hiç film seyretmiyor musunuz?

Biraz sert oldu farkındayım ama emin olun bazı filmleri izleyenlerin büyük çoğunluğunun ortak sorularına tercüman oldum sadece.

Tahminler

Bir film festivaliyle ilgili öngörü yazısı yazmak, biraz da ödülleri seçecek jürinin karakterine bakmayı gerektiriyor. Dolayısıyla bu yıl jüri başkanı olan Reha Erdem’in önemli ödüllerde ağırlığını koyacağını öngörmek zor olmayacaktır.

Ama bu yılki zayıflık içerisinde yine de Derviş Zaim’in ‘Balık’, Murat Düzgünoğlu’nun ‘Neden Tarkovski Olamıyorum’, Ozan Açıktan’ın ‘Silsile’ ve Nesimi Yetik’in ‘Toz Ruhu’ filmlerinin öne çıktığını belirtelim.

Ağır top Derviş Zaim

Bu yılki yarışmanın en ağır topunun Derviş Zaim olduğu düşünüldüğünde, büyük ödüllerden birisini almadan gitmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Hatta sorumuz şu: En iyi film mi yoksa yönetmen mi? Genel kanı Zaim’in ‘Devir’den sonra; yine insanın doğa üzerinde yarattığı tahribata ve aç gözlülüğünün sonuçlarına odaklanan ‘Balık’ın en iyi film olacağı yönünde.

Bu da bizi en iyi yönetmenin kim olacağı sorusuna götürür. Burada Nesimi Yetik ve Murat Düzgünoğlu’nun adları öne çıkıyor. Ama Ozan Açıktan’ı da not edelim. Bu dalda Reha Erdem’in tek söz söyleyici olacağı kesin.

Benim kanaatim ödülün Yetik’e gideceği yönünde. Ama bir terslik olur ve ‘Balık’ en iyi filmi alamazsa, o zaman benin öngörüm ‘Toz Ruhu’ olur. Bu durumda Derviş Zaim’in en iyi yönetmen olması kesindir! O zaman Yılmaz Güney Ödülü’nün ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’a gitmemesi için bir neden yok.

Bir başka önemli ödül senaryonun kime gideceği ise biraz en iyi filmin hangisi olacağına bağlı ki, bu durumda Derviş Zaim ve Nesimi Yetik’i yazıyoruz. Ama benim kanaatim Derviş Zaim’in bu ödülü alacağı şeklinde.

Tek hak edici: Tansu Biçer

Festivalin belki de tek tam olarak hak edilen ödülü ise Tansu Biçer’in alacağı erkek oyuncu ödülü olacaktır. Çünkü Biçer hem ‘Toz Ruhu’ hem de ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’u tek başına sırtlıyor. Biçer’in bu ödülü alamaması törenin en büyük sürprizi olacaktır.

Bu kadar çok erkek hikâyesi içinde kadın oyuncu bulup çıkarmak ise hem jüri hem de bizim için oldukça zor. Gerçek bir kadın başrolü diyebileceğimiz iki filmden ‘Nergis Hanım’daki Zerrin Sümer iyi olmasına rağmen, aynı şeyi film için söylememiz zor.

İstanbul Film Festivali’nde de izlediğimiz, bizlere ‘arızalı bir hamile kadın’ portresi vaat edip, sonra anlattığı aşk hikâyesinin unutulmaz olduğuna inanmamızı isteyen ‘Deniz Seviyesi’ndeki Damla Sönmez’i buraya not edelim. ‘Silsile’deki oyunuyla Nehir Erdoğan ise gizli favori!

‘Yardımcılar’ da zor

Yardımcı erkek oyuncuda ise ‘Silsile’deki oyunuyla Serkan Keskin ile ‘Yağmur Kıyamet Çiçeği’ ve ‘Toz Ruhu’nda izlediğimiz Settar Tanrıöğen’in not edelim.

Aynı dalda kadın oyuncu ödülü için ise jüri nasıl bir tercih yapar kestirmek zor ama bizim gönlümüzden geçin ‘Silsile’deki rolüyle Esra Bezen Bilgin. Umut vaat eden genç oyuncu için ise benim tek adayım ‘Toz Ruhu’ndaki acemi asker rolüyle Aytaç Uşun.

Bambaşka bir yazının konusu olmakla birlikte, son birkaç yılda festivallerde karşımıza çıkan (özellikle ilk filmler) filmlerin ortalamasındaki bu hızlı düşüşün genç sinemacıların en azından bir damarının meseleyi yanlış anladığını, bir film yaratmanın çok kolay olduğunu düşündüklerini gösteriyor. Ama daha acıklı olan bu eğilim her geçen gün giderek daha da güçlenmesi…