Aynı nehirde iki kez yıkanılır mı?
A

NEVŞİN MENGÜ

@nevsinmengu

Türkiye durup durup başa sarıyor. İki gazetecinin Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel’in gözaltına alındığı haberiyle güne başladık. Askeri casusluk ile suçlanıyorlar. Soruşturmalar geçen nisanda başlamış ve dosya üzerinde kısıtlılık kararı var. Yani avukatlar müvekkiller hakkında yöneltilen suçlamaları göremiyor.

Avukatlar göremiyor ama ilginçtir ki Sabah gazetesi görebiliyor. Sabah gazetesinden öğreniyoruz ki, Yıldız haber kaynağı olarak baş harfleri E.B. olan bir askerle görüşmekteymiş, gazete askerin Yıldız’a Libya’da yürütülen operasyonlarla ilgili savaş planlarını verdiğini yazıyor. Ne kadar doğru bilmiyoruz. Fakat işe bakın ki, Müyesser Yıldız askerin kendisine verdiği bilgileri yazmamış. Yazmadığı için de şüphe uyandırmış.

Yazsa muhtemelen devlet sırlarını açık ettiği için yargılanacaktı, yazmadı diye bu sefer hakkında casusluk suçlamasıyla dosya düzenleniyor.

Öte yandan eski Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ve eski milletvekili Dursun Çiçek’in ifadeye çağrıldığı haberi önümüze düşüyor. İki isim Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılananlar arasında, tıpkı Müyesser Yıldız gibi. Başbuğ ve Çiçek, ‘askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması kararı aslında FETÖ’nün önünü açtı’ demişler, anlaşılan görüşe beyan ederek suç işlemişler. Başbuğ ve Çiçek’e yöneltilen suç duyurusunda “Milletvekilinin yasama faaliyetlerinden dolayı suçlanması ancak anti-demokratik rejimlerde ve vesayet düzeninin geçerli olduğu ülkelerde söz konusu olabilir” denmiş. Bakın siz hele! 

Tüm bunlar olup biterken Yeni Şafak gazetesinde eski Emniyet İstihbarat Dairesi başkanı Bülent Orakoğlu, tozlu raflardan ‘Ergenekon‘ meselesini indirmiş. Köşesinde NATO’dan girmiş, Gladyo’dan çıkmış. Orakoğlu’nun yazısını okurken 2007’lere 2008’lere gittim. Köşe köşe manşet manşet, ordunun içinde gizli bir yapının nasıl çalıştığı, bu gizli yapının halkı kışkırtmak için camileri dahi bombalamayı planladığı yazılıyordu. Askerler, siviller, onar onar cezaevine atılıyor, o zamanlar da böyle Gladyo iddiaları havalarda uçuşuyordu. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, temiz eller operasyonunu yürütecek kahraman diye yere göğe konamıyordu. Öz şimiden ‘FETÖ’ davasının firari sanığı.

Gel zaman git zaman, davanın üzerine inşa edilen delillerin sahte olduğu kanıtlandı. Koca koca iddianameler gizli kapaklı üretilmiş deliller üzerine kurulmuş, koca ülke yıllarca bu sahte deliller üzerine kurulu davalarla uğraşmıştı. İnsanlar yıllarını cezaevlerinde harcadı, kimileri hayatlarını kaybetti. İktidar Ergenekon/Balyoz operasyonlarını yapanların kendilerini de kandırmış olduğunu ikrar etti, gel gör ki, ne yaşamını yitirenlerden ne de yıllarını hapiste çürütenlerden özür dilemedi. 

O dönem görevden uzaklaştırılan askerlerin bir kısmı suçsuzlukları kanıtlandıktan sonra görevlerine döndü. Ne var ki, döne döne aynı noktaya gelmişiz.

Orkaoğlu şöyle yazmış: “Türkiye’de NATO’nun gizli ordularının isminin Ergenekon olduğu deşifre olmuştu. Bu gizli ordunun bir numarasının emekli bir orgeneral olduğu da biliniyor. Hatta bana göre ismi bile belli! Son dönemde enteresan ataklar yapan emekli bir üst düzey komutan. Diğer yandan Türkiye’de olduğu gibi kamuoyu derin yapı Ergenekon’u amaç eylem ve stratejiler için hep aynı kalır sanıyorlar.”

AKP iktidara yürürken demokrasiyi inşa edeceği, vesayeti bitireceği sözünü vermişti. İki sözünü de tutamadı. 2002’den başladığı yerden 2020’de bambaşka bir yere evrildi. Şimdi birileri herhalde yine ya intikam ya da yeni bir yapılanma peşinde. Ne yazık ki, bedeli dönüp dönüp hep aynı insanlar ödüyor.