
NEVŞİN MENGÜ
@nevsinmengu
Mevcut iktidar, ‘müesses nizamı yıkma’ sözüyle iktidara gelmişti. Üzerine geldiği şeyi yıktı hakikaten. Yıkılandan geriye kalan kalıntı döküntülerin üzerindeyiz şimdi.
Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın da en başında ortaklaştıkları nokta buydu ya; Trump da müesses nizama karşıydı, birbirlerini anlıyorlardı. Müesses nizamı yıkma sözü verenlerden şimdiye kadar hayırlı bir şey çıkmadı. Ne vaat ettikleri kurtuluş gerçekleşti, ne de insanlık için yol gösterici olacak bir anlatı çıktı. Statüko karşıtları devirmesine deviriyorlar da, devirmekten ileri gidemiyorlar.
Şu sıralar Türkiye’de iktidarın bolca nefretten ve düşmanlıktan beslendiğini görüyoruz. Hiç bitmeyen bir öfke nöbeti, sonu gelmeyen bir nefret ve kınama dili, iktidarı dört başı mamur tanımlıyor aslında.
Bu öfke kusma nöbeti -zaman zaman irrasyonel de olsa, yabancı- aktörlere dönüyor, küfür ve saldırı katarsisiyle süsleniyor; dış düşman bulamayınca da içe yöneliyor.
Saray ve çevresinde kurulmuş dükalıklara ilişmiş bir takım konuşmacılar ve anlatıcılar, iktidarın ideolojik söylemini sürekli yeniden üretmek ve yaymakla yükümlü. Kullandıkları küfür ve öfke dolu dil, iktidarın düşün çerçevesini de her gün aslında yeniden çiziyor.
İktidar koca bir ülkeyi öfke ve nefretle yönetmeye çalışıyor. Yıktığı müesses nizamın yerine iyisini değil, hiçbir şey koyamamış olmanın yol açtığı boşluğu nefretle örtmeye çalışıyor. Herkese kızar, sürekli hiddetlenirse, ‘ortadaki boşluk ve çaresizlik görünmez olacak’ içgüdüsüyle hareket ediyor.
Tüm bu son anda ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve doğurduğu sonuçlar meselesi tartışılırken (!) -hoş artık hiçbir şey tartışılmıyor aslında, sadece iktidar bağırıyor- bir kullanıcının Twitter’da bana yazdığı bir yanıt çok dikkatimi çekti: “Nevşun İnan bu marketlere saldıran hep sizin tayfanızdır sizde açgözlülük Çok ama şükür etmek sıfır.”
İktidarın yönlendirdiği sosyal medya kullanıcılarının kullandığı belli başlı bazı taktikler var. Maruz kala kala öğreniyor insan. İsimle hitap edip, kendilerini senden üst bir konuma yerleştiriyorlar, seni ciddiye almadıklarını söylemeye çalışıyorlar. Genellikle isimle de, buradaki kullanıcının yaptığı gibi oynuyorlar. ‘Nevşun, nefşin, mevsim’ vesaire yazmaktan çok hoşlanıyorlar. Muhtemelen kendi dünyalarındaki espri anlayışının bir tezahürü, bir tür de o dünyada aşağılama dili olsa gerek.
Yazılan cevap, o geceki görüntülerin taranıp, “İçki alan var mı” diye bakıldığını işaret ediyor. Muhtemelen tarandı tarandı bulunamadı, bulunsaydı büyüte büyüte gözümüze sokulacaktı. Buluna buluna koltuğunun altına Luppo bisküvi sokuşturmuş bir adam bulunabildi de sanki belki çoluğunu çocuğunu oyalamak için son anda aldığı bisküvi büyük bir ayıpmış, kara cehaletmiş gibi üzerine çullanıldı.
Twitter kullanıcısı, ‘bizlere’, burada kendilerinden olmayan herkesi koyuyorlar: laikleri, Alevileri, solcuları, gayleri; özetle devlet ihalelerinden saçılan ‘sakallarla’ geçinmeyenleri… “Siz” diyor, iktidarcı kullanıcısı, “Şükretmeyi bilmiyorsunuz.”
Ne gariptir ki, bu yanıtın yazıldığı aynı gün, iktidara yakın gazete Diriliş Postası, “İnsanı açlık değil alıştığı tokluk öldürür. Açlıktan korkmak bize yakışmaz” manşetiyle çıkıyor. Öte iktidarı saraya tutunmayanlara artık açlık vaat ediyor, açlığa şükretmek istemeyenlere de öfke kusuyor.
İktidar, sponsorluğunu yaptığı gazetenin adının aksine bir diriliş değil, bir çöküş dikte ediyor. Çöküşe de herkesin boyun eğmesini istiyor; çünkü başka türlüsünü bilmiyor.