Milletin ….. ….. müteahhitler!
M

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

 

murat sevincMURAT SEVİNÇ

Türkiye’de işçi cinayetlerine gösterilen tepkinin süresi, ölenlerin sayısıyla doğru orantılıdır.

Soma’da 300’ün üzerinde madenci katledildiğinde kaleme aldığım yazıda, en fazla iki hafta gündem olacağını not düşmüştüm. O kadar sürmedi. Soma, birinci yıl dönümünde bir kez daha ve küçük puntolarla yazılacak. İkinci yıl dönümündeyse, işçi haklarıyla ilgili üç beş yazar dışında kimsenin aklına gelmeyecek.

Soma’nın ardından işçiler bu memleketin fabrikasında, köprü yapımında, tersanesinde, rezidans inşaatlarında ölmeye devam etti. Bir iki sol yayın organı dışında, hemen hiçbir yerde haber dahi olmadı. Toplu olarak ölmedikleri için.

Salı ya da Çarşamba gündemden düşer

Dün akşam 10 işçi daha öldü. Muhtemelen Salı ya da Çarşamba günü gündemden tamamen düşer. Önümüzdeki iki gün boyunca, ilgililer malum açıklamaları yapacak. Sorumluların ortaya çıkarılacağı ‘belirtilecek.’ İnşaat firması, beceriksizlik ya da dikkatsizlikten ölen çalışanlarını nasıl suçlayacağını bilemeyecek.

Siz bu satırları okurken, belki ileride bir gün tapelerini dinleyeceğimiz kim bilir kaç telefon konuşması yapılıyordur, firma ile ‘bağlantıları’ arasında. Müteahhitler nasıl da tek yumruk olmuştur, havuzlarında oynayan gazetecilerine nasıl yazılar sipariş ediyorlardır.

Mutlaka biri çıkar ve Gezi’den beri iş kazalarının artışını manidar bulur. Bir diğeri tepki gösterenlere, 1930’lar tek parti döneminden bir iş kazası haberi çıkarır; beriki toplumdaki ‘ahlaki çöküntü ve dinden uzaklaşma’yla açıklar…

Öncekilerin ‘kaderi’ ne olduysa

Ardından, ölenlerin ailelerine üç beş kuruş verilir. Başsağlığı dilenir. Bir iki istisna dışında hiç kimsenin takip etmeyeceği ‘ses getiren’, ‘flaş flaş’ soruşturmalar açılır. Hepsi bu. Sonunda; Davutpaşa’daki patlamada ölen işçilerin ‘kaderi’ ne olduysa, Tuzla tersanelerinde katledilenlerin ‘kaderi’ ne olduysa, bir AVM inşaatının çadırında ‘yanarak’ can veren işçilerin ‘kaderi’ ne olduysa, asansörde ölenlerinki de o olacaktır.

Takip etmemiş olabilirsiniz; Esenyurt’ta yanarak ölen işçiler, hazırlanan bilirkişi raporunda ‘tali kusurlu’ bulundu. Türkçesi; ‘ölenler de yeteri kadar dikkatli davranmamışılar.’ Kim bilir asansör cinayetinde ölenlerin ne kusurları çıkacak, bol ‘profesörlü’ ve hayli ‘bilimsel’ bilirkişi raporlarında. O AVM bugün harıl harıl çalışıyor. Temelinde yanmış işçi cenazeleri olan AVM.

Hiçbir ciddi önlem alınmayacak, çünkü…

Türkiye’nin azgın, dizginsiz, kural tanımaz ve şu aralar betona dayalı sermaye biriktirme, zenginleşme yönteminde işçiler tabii ki ölecek ve yine tabii ki hiçbir ciddi önlem alınmayacaktır. Çünkü:
‘Önlem’; içi boş değil, ‘sınıf’ gerçeğinin farkında olan ‘bilim’ demektir.
Kaderciliğe boyun eğmemek demektir.
Sosyal devlet demektir.
Emekçi haklarını koruyan yasa yapımı ve uygulanması demektir.
İşverenin kârından ‘bir miktar’ feragat etmesi demektir.
İşçinin, insan ve yurttaş, eşit yurttaş olduğunun kabulü demektir.
Düzgün denetim yapılması ve denetimde şeffaflık demektir.
Sosyal hakların ülke genelinde tartışılır, ilgi çekici hale getirilmesi demektir.
Sosyal hak haberlerinin gazetelerin ‘okunur’ sayfalarına taşınması, bilmem kimin iç çamaşırı kadar dikkat çekebilmesi demektir. Yurttaş ilgisi demektir.
Anayasa tartışmalarında birilerinin çıkıp ‘Neden sosyal haklar, Kürtlüğün/Türklüğün/Aleviliğin binde biri kadar gündeme gelmiyor?’ diye sorması demektir.
Sınıf mücadelesi denildiğinde tüyleri diken diken olan kimi hukukçular, sanki Mars’ta yaşıyormuşçasına ‘Sosyal haklar anayasalarda yer almasa da olur’ buyurduğunda, ‘Hadi oradan, zibidiler’ diyebilmektir.
Ölenlerin Kürt, Türk, Alevi, kadın, erkek, eşcinsel ama hep yoksul, hep yoksul, hep yoksul, hep yoksul ve hep yoksul, hep çaresiz olduklarını unutmamak demektir.

‘Gariban’ hakları

Sosyal haklar anayasa hukukunda (ve genel olarak hukukta), ‘gariban’ haklardır. Pek çalışanı yoktur. İnsanı şöhret yapmaz. Çalışan az sayıda uzman ve akademisyeni de, belli kişi ya da kurumlar dışında okuyan ve tanıyan olmaz.

Yinelemek istiyorum, şu soruyu bir kez daha düşünün, ne olur: Neden anayasa tartışmalarında sosyal hakları hiç duymuyorsunuz? Çünkü tartışılsın istemezler. İnsanlar sosyal hakları için sokağa çıksın istemezler.

Büyük basın çaktırmak istemez

Okunur/büyük basın, Batı’yı yıllardır saran/sarsan kitlesel ‘işgal’ eylemlerinin kökeninde kapitalizm karşıtlığı olduğunu, insanların onur kırıcı bu sisteme tahammül edemediklerini ‘çaktırmak’ istemez okuyucusuna. Fransa’daki kitlesel eylemlerde, pankartlarda ‘aş, iş ve ev’ yazdığını değil, yanan arabaları sokarlar okuyucularının gözüne.

Memleketin Resmi Gazete’sinde, doğanın biraz daha katledileceği kamulaştırmalar ve işçi haklarını daha da zedeleyen mevzuat parçaları yayınlandığı günlerde, yurttaş genellikle yeni alkol yasaklarını tartışıyor olur, ‘güzide’ siyasetçi ve ‘özgür’ basınımız sayesinde.

Hükümet, TBMM çoğunluğu, akademi ve çoğu sendikadan hiçbir umut yok

Bu memleketin, beton sayesinde güç elde eden ve basınını da bu betonculara peşkeş çeken hükümet ve TBMM çoğunluğundan, hiçbir umut yok. Tüm işyerlerine ve inşaatlara habersiz baskınlar yapacak, denetleyecek, içlerinde dokunulmazlık sahibi vekillerin de olacağı komisyonların kurulması için yasal düzenlemeler yapılabilse keşke. Ancak içinde yaşadığımız düzende, ihtimal dahilinde dahi değil.

Akademinin, toplumun duyarlılık sahibi kılınması için üzerine düşeni yapması gerektiği açık. Akademisyen, hangi alanda çalışıyor olursa olsun. Buna mukabil ne yazık ki bizim dünyadan da fazla umutlu değilim. Biri ikisi dışında sendikaları da boş verelim; eleştirince çok sinirleniyorlar, sosyal tesislerindeki istirahatlarında.

Umut sol partiler ve dürüst basın emekçilerinde

Dolayısıyla, başta ‘TBMM’de temsilcisi olan partilerden’ HDP ve CHP içindeki solcular olmak üzere, belli bir seçmen kitlesi olan tüm sol partilere büyük iş düşüyor. Umut onlarda.

Bir de tabii basının, ayakta kalabilmiş dürüst emekçileri/yazarları (Radikal’den atılan Ali Topuz ve Pınar Öğünç gibi) ile örneğin –henüz atılmayan- İsmail Saymaz kalibresindeki muhabirlere çok ihtiyaç var. Az sayıdaki dürüst ve cesur insan, müthiş işler yapıyor ve yapabilir. Malum, duyarlılık için, önce ‘duymak’ gerek.

Başlıktaki çağrışım

Yazının başlığını, elimden geldiğince edep dışı bir çağrışım amaçlayarak koydum. İki gerekçeyle: İlki; bu beton kafalı utanmazlar dediklerini yapıyorlar hakikaten, her Allah’ın günü, gözümüzün içine baka baka, arsızca. İkincisi; eğer başlık ‘işçi hakları’ olsaydı, kimse okumazdı.

Mekanları cennet olsun

Ana babaları, eşleri çocukları, canları dışında kimsenin hatırlamayacağı Tahir Kara’nın, Hıdır Ali Genç’in, İsmail Sarıtaş’ın, Bilal Bal’ın, Cengiz Tatoğlu’nun, Murat Usta’nın, Menderes Meşe’nin, Vahdet Biçer’in, Ferdi Kara’nın, Cengiz Bilgi’nin mekânları cennet olsun.