Türkiye’yi yönetenler çözümü değil, çözümsüzlüğü gözetiyor. Politik denklemlerde çözümsüzlük unsuru olarak yer alıyor ve çözümün önüne geçip ötelediği ölçüde sahada yer buluyor. Başından bu yana, Suriye meselesinde de böyle. Daha uzun yıllara yayılarak dünya siyasetinin önemli çekişme alanı olacağı belli olan ‘Suriye sorunu’nun önemli bir parçası olmayı başarmış(!) durumda Türkiye. Rusya’yla Amerika arasında değişen vizelere yaslanarak Fırat’ın doğusundan batısına; Kürtlerden ‘rejim’e; Cerablus’tan Afrin’e, vs… oradan oraya sıçrayan bir ‘yakan top’ gibi, değdiği yere çözümsüzlük bulaştırıyor.