Amerikan yönetimiyle Barış Pınarı Harekatı’na son vermeye yönelik vardığımız uzlaşmaya ve imzaladığımız anlaşmaya rağmen Temsilciler Meclisi üzerinden gelen son hamle haksız olduğu kadar iki tarafın da zarar göreceği bir yolu açabilecek olması bakımından tehlikeli bir adım.
Geleneksel olarak askeri ittifakların önemini ve değerini daha fazla gözeten ve dolayısıyla Ankara ile ilişkilerde daha uyumlu bilinen Cumhuriyetçilerin bile 11 Eylül sonrası Bush JR döneminde hegemonyacı dış politika anlayışını benimsediklerini unutmayalım. Obama döneminin ‘hegemonya değil işbirliği’ doktriniyle bir süre rafa kaldırılan bu çatışmacı ve buyurgan dış politika tutumu ‘America first’ diyerek iktidara gelen Trump döneminde yeniden dirildi.
Ama bir de hem Cumhuriyetçileri hem Demokratları hem güvercinleri hem de şahinleri etkileyebilen yeni bir yaklaşıma göre Türkiye Soğuk Savaş döneminde NATO’nun ‘kanat ülkesi’ olarak taşıdığı jeostratejik önemi bugün kaybetmiş bulunuyor. Dolayısıyla ortaklığın mahiyeti hakkında eskisi kadar söz hakkı olan bir müttefik değil, kendi milli çıkarlarını ilgilendiren konularda pazarlık sınırları da fazla geniş değil artık.