Mısır’ın Gazze’de 72 saatlik ateşkesi sağlaması ve Kahire’nin Hamas’ın içinde bulunduğu Filistin heyeti ile İsrail temsilcileri arasında “dolaylı müzakereler”e ev sahipliği yapması, Mısır diplomasisi için bir başarı olmuştur. Mısır diplomasisi, Gazze krizi patlak verdiği andan itibaren devreye girmiştir. Bunu yaparken de BM’nin, ABD’nin ve Suudi Arabistan dahil Körfez ülkelerinin desteğini sağlamıştır. Bu da kendisinin askeri rejim sürecinde yaşadığı diplomatik yalnızlıktan kurtulup bir “bölgesel aktör” olarak ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır…
Açıkçası, gönül Gazze’deki ateşkes ve siyasi görüşmeler alanındaki inisiyatiflerin başını çekmesini ve bu temasların merkezinin Ankara olmasını isterdi… Türkiye bu meselede “kısmi” bir rol oynayabildi, yani tarafların biriyle görüşen “yardımcı aktör” olarak yer aldı.
Hükümetin Gazze’deki insanlık dramı konusunda aldığı tavır, aslında daha kapsamlı bir arabuluculuk üstlenmesine hiç engel değildi. Bu pozisyonla da böyle bir rol oynayabilirdi.
Ne var ki Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin kopması ve Başbakan’ın seçim kampanyası ortamında aşırı sert ve saldırgan bir üslup kullanması, buna pek imkân bırakmadı. Oysa son zamanlarda Suriye, Irak, Mısır politikaları sonucunda ciddi sıkıntılar yaşayan Türk diplomasisi için Gazze krizi tekrar ön plana çıkabileceği bir fırsattı…