Bir seçimin değil, bir büyük hesaplaşmanın eşiğindeyiz
B

 

NURAY MERT sonNURAY MERT

Yazıp yazmama konusunda sıkça tereddüte düşen biriyim, hatta biraz fazla sık!

Her sefer aynı nedenlerle değil, farklı nedenlerle de tereddüte düştüğüm oldu, bunu çok kez ifade ettim.

Ama kamuoyu önünde bunca zaman bunca çok şey söylemiş birinin yazmaması da doğal olarak yoruma açık oluyor, bu nedenle dönüp dolaşıp yine yazmak mecburiyeti hissediyorum.

Gel de yazma

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da bir türlü yazmak içimden gelmedi.

Öncelikle, aday ve tercih meselesinin ötesinde, Türkiye’de bir seçim değil, bir büyük hesaplaşmanın eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum.

Aslında demokratik siyasetin dışına taşmış bir dizi ‘hesaplaşma’ uzunca bir süredir devam ediyor. Böylesi bir ortamda, sıradan bir seçim yapıyormuş gibi davranmak benim için imkansız.

İhsanoğlu destekçilerinin göremediği

Muhalefet adaylarından Ekmeleddin İhsanoğlu’na şahsi saygım bir yana, kendisini çok farklı gerekçelerle destekleyenlerin birçoğuyla siyasi-fikri anlamda çok uzaklardayız. Ama asıl önemlisi, bu çevrenin, kavganın büyüklüğünü görmezden gelme eğilimi.

Kavga derken, iktidarı destekleyen çevrenin eli belinde kavgacılığını kastetmiyorum. Türkiye’nin içinde bulunduğu hali kastediyorum.

Adabı, edebi hatırladık

Kimseye, daha kavgacı olmayı da tavsiye etmiyorum; tam tersine, İhsanoğlu’nun uslubu, tartışma ve çekişmede hiçbir kural ve adap tanınmayan bir ortamda bize edebi, adabı hatırlatması açısından önemliydi.

Daha iyisi, İhsanoğlu’nun çekilmek istendiği tuzaklara ve özellikle milliyetçilik tuzağına düşmemek için azami çaba göstermesiydi.

Ve nihayet, dindar/muhafazakarlığın zarif bir kişilikte temsil edilmesi, böylesi bir zamanda önemliydi.

Ama Türkiye, artık bu eşiklerin ötesinde bir kavganın içine düşmüş vaziyette. O kavganın içine girmek nasıl bir açmaz ise dışında kalmaya çalışmak da o kadar imkansız.

İktidarın ‘mantığı’

‘Bir büyük hesaplaşma’dan, iktidar çevresinin iddia ettiği gibi ‘bir hak ve adalet mücadelesi’ ve ‘bir beka kavgası‘nı kasdetmediğimi tahmin edersiniz. Ancak, mevcut iktidar meseleyi, olumlu manada bir ‘tarihi hesaplaşma’ olarak görüyor, ona göre davranıyor, ona göre tartıyor, ona göre biçiyor, ona göre tasnif ediyor.

Türkiye’de olanları, iktidar perspektifinden görenler için, konu sıradan bir cumhurbaşkanı seçimi değil, bir tarihi dönüm noktası, ‘bir yanlış’tan, ‘bir aldatmaca’dan dönüş, ‘dünya çapında bir kıskaçtan kurtuluş.’

Olaya böyle bakanların, yani meseleyi ‘yeniden bir milli mücadele’ olarak görenlerin, her şeye ne denli farklı anlamlar yüklediğini görüyoruz. Başka türlü olması da, bu mantığa göre zaten imkansız.

Bu gözden baktığınızda, ‘Erdoğan liderliğinde yükselen Türkiye, yüzyıllık bir esaretten kurtulma mücadelesi veriyor ve bu nedenle dört koldan sindirilmeye çalışılıyor.’ İktidarı eleştirmek de bu sindirme faaliyetinin bir uzantısı; yolsuzluk soruşturması da, dış siyaset konusunda farklı görüşe sahip olmak da.

Benzer hikayeler

Tüm otoriter rejim arayışlarının hikayesi birbirine benzer, ama hepsi kendisini biricik zanneder. Aslında, hikayenin birçok unsuru doğal olarak her toplumda farklıdır, büsbütün hayal mahsulü de değildir.

Ama bazı gerçeklerle geçmişe ve geleceğe dair çarpıtmalardan oluşan hikayenin sonunda, hep ‘vatanın asıl evlatları’ ile hainler, hep her konuda haklılar ile haksızlar, hep koşulsuz dost ile düşman, hep iç ve dış mihrak, hep büyük dava, hep büyük lider, hep aşırı özgüven ve aşırı kuşkuculuk ve nihayet hep daha fazla güç arayışı ve bu uğurda daha fazla sindirme, karalama, itham etme, cezalandırma vardır.

AKP’nin temsil ettiği…

Türkiye’de sağ/muhafazakar/İslamcı siyaset söyleminin Batıcı, laik Cumhuriyet siyaset söylemiyle farklı bir tarih okuması ve hesaplaşma iddiası oldu hep. AKP bu çizginin radikalleşmiş ve mutlak iktidar arayışına taşınmış halini temsil ediyor.

Bu tarih okumasının sorunlu yanlarını ve bu hesaplaşmanın çerçevesini bu yazının konusu dışında bırakıp sadece bu denli radikalleşmiş ve mutlak iktidar arayışına dönmüş bir siyasal bakışın demokratik siyasetle yollarını ister istemez giderek daha fazla ayıracağını hatırlatmakla yetinelim.

Tüm devrimci söylemler böyledir. Hatırlarsanız Kemalist devrim söylemi de böyleydi.

İktidar partisi artık bir devrimci dönüşüm partisi ve bu seçim, ‘sessiz’ (ve pasif) başlayan bu devrimin önemli kilometre taşlarından biri. Başta Başbakan Erdoğan ve destekçileri zaten bunu açıkça söylüyor.

Bilmemiz gerekenler

İktidar partisinin, ama özellikle Erdoğan’ın, bu devrimi seçimle gerçekleştirecek toplumsal desteği var. Ama bu sadece bir seçim değil. Bunu bilelim.

Demokratik, toplumsal barıştan yana, farklılığı zenginlik, farklılığın ifadesini özgürlük olarak gören bir Türkiye için bir temenni diyebileceğim HDP’nin siyaset söylemi, inandığım değerlere, geleceğe dair tasavvurlarıma en yakın, beni en iyi ifade eden çizgi. Bunu söylemeye bile gerek yok.

Hayalimize oy vereceğiz. Ama hayallerimizin, hem de son derece kısa bir zaman dilimi içinde hayli zora gireceğini, o zaman da bir yandan Kürtlerin özgürlük mücadelesine destek vermek, diğer yandan demokrasi mücadelesinde azimli olmak gibi zahmetli işlerin bizi beklediğini görmezden gelirsek, bu yaz aşkı kısa sürecek. Bunu da bilelim.

Son olarak Kürt meselesi ve barış süreci, iktidarın sürdüreceği bir büyük hesaplaşmanın kıskacında zor günler geçirecek. Bunu da bilelim.

Yanlış anlaşılmasın, kötümserliğe kapılmak için değil, zorlukları göze almak için.