Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki hafta kaldı. 1950’den beri yapılan seçimler içinde herhalde bugünkü kadar eşitsiz şartlarda sandık başına gidileni yapılmamıştır. Hakkaniyete aykırılık yalnızca adaylardan birisinin devletin tüm imkânlarını kampanyası için kullanabilmesinden kaynaklanmıyor. Medyanın geneldeki tavrı, hangi haberlerin nasıl görülebildiği gibi unsurlar da bu vahim durumu derinleştiriyor.
… Adaylardan Başbakan Erdoğan’ın, yıllardan beri yaptığı gibi televizyonlarda rakipleriyle eşit şartlarda tartışmaktan kaçınması seçmenin karar vermesinde önemli bir faktörü denklemden çıkarıyor. Seçmen cumhurun tümünü temsil etme iddiasıyla ortaya çıkan adayların kimliklerini, düşüncelerini, duruşlarını, makamı nasıl değerlendirdiklerini karşılaştırmalı olarak değerlendirme imkânından mahrum bırakılıyor. Dolayısıyla Türkiye’de toplum, siyasi geleceğini belirleyecek bir seçime yarı karanlıkta gidiyor.
Böylesi bir tartışmanın yapılamaması yalnızca kimin daha iyi bir aday olduğu hakkında seçmenlerin fikir sahibi olmasını engellemekle de kalmıyor. Sonuçta Başbakan Erdoğan, Türkiye’ye bir sistem değişikliği öneriyor. Yeni anlayışa göre rejim demokratik dünyada eşi benzeri pek görülmeyen denetimsiz, dengeleyici unsurlardan yoksun bir başkanlık rejimine dönüştürülecek.