ELİF KEY
New York garip bir yaz geçiriyor.
Gündüzleri nemli ve sıcak. Şehrin meydanlarında New York’lulara su servisi yapan mobil musluklar… Geceleriyse şimşekler çakıyor tepemizde, yağmurlar seller gidiyor. Hava durumu raporları ‘O işe yaramayan şemsiyenizi isterseniz evde bırakın nasılsa sırılsıklam olacaksınız’ diye bitiyor.
Zaten hava sıcak, zaten metro bin derece, turistler yolun ortasında durup havaya bakıyor, şehrin bir iki tane müzesine veya sinemasına saklanmak en iyi fikir. Elbette saklanılacak müze MOMA değil, orası bugünlerde Eminönü’nden hallice.
Zamanlama manidar
New Museum, New York’un en iyi müzelerinden birisi, böyle müzelere siz sanat dünyası ne isim verirsiniz bilemem de, burası adeta mahallede dolaşan overlokçu, her sergilerinde en azından hepimizin anlayabileceği sanat eserlerini sergiliyor.
Elbette ‘zamanlama manidar’ diyenler olacaktır, zira ‘Here and Elsewhere’ adlı sergi Gazze’ye bombalar yağarken açıldı.

Müzenin her katı, her duvarı Ortadoğu’nun bitmez çilesini anlatıyor. Tanıtım bültenlerinde altını çizerek duyurdukları mesaj şu: ‘Böyle bir sergi New York’ta ilk kez açılıyor.’ Amerikalıların sergiden dayak yemiş gibi ve hatta bazılarının yarıda bırakıp çıkmasından anlaşılıyor. Yok yine geleceklermiş, bir kerede bütün bunlara bakmak ağır gelmiş!
Normal, hava da sıcak, soda içmek lazım, hazmı zor bir sergi.
Burada ve bir başka yerde
Serginin girişindeki tanıtım yazılarını okuyan ve birbirine ‘Ha tabii yıllar evvel gördüm ben bu filmi’ diye anlatan insanlar sergiye adını veren filmden bahsediyor.
1976 yapımı, Filistin yanlısı ‘Here and Elsewhere’ adlı Fransız filminden bahsediyorlar, yönetmenler Jean-Luc Godard, Jean-Pierre Gorin ve Anne-Marie Miéville. Lakin içerideki fotoğraflar, videolar jilet gibi prodüksiyonlu, yönetmenin ‘Kestik’ diye bağırdığı filmlere benzemiyor! Bu karelerde filmin nasıl biteceğini senaristler dahi bilmiyor!
‘Roma’ya geldik’ dedi, İzmir’miş

Bouchra Khalili’nin çektiği ‘Mapping Journey’ adını verdiği ve hatta numaralandırdığı sekiz video portre serginin en can alıcı noktalarından biri.
Bu video portrelerde adlarını bilmediğimiz, suratlarını görmediğimiz göçmenlerin hikayesini anlatıyor. Önünde bir dünya haritası, elinde bir kalem bir göçmen anlatıyor:
“Sudan’dan yola çıktım. Trablus’a vardım. Bir tekneye bindik. Ege’nin ortasında durdu. Kaptan katil balinaların olduğunu söyledi. Çok arkadaşım öldü o teknenin içinde.
Kaptan daha sonra İtalya’ya gideceğimizi söyledi. Bizi bir limanda indirdi. Limanda yanımıza gelen adam bizimle Arapça konuştu.

Nerede olduğumuzu sorduk, Roma’ya geldiğimizi düşünüyorduk. İzmir’desiniz dedi. Bize önce İstanbul’a gidin, Aksaray’ı bulun dedi.
Aksaray’a gittik bize Yenikapı’ya gidin orada sizden çok var dendi. Şimdi buradayım.
Birleşmiş Milletler’e başvurdum. İki sene sonra Amerika ya da Kanada vizesi çıkar dediler, İstanbul’da bekliyorum.”
Saddam is here
Bir başka duvarda çok güzel giyinmiş, sapsarı saçlarıyla dans eden Adel Abidin’in ‘Üç aşk şarkısı’ videosu dönüyor. Şarkılar Saddam Hüseyin’e adanmış.
Buralılar ‘Adı da Adelmiş’ diye birbirini dürtüp gülüşse de şarkıların sözleri Adele’inkinden hayli farklı: ‘Düşmanlarımızın boynunu kıracağız, ölsek de dönmek yok, Amerika’yı haritadan sileceğiz.’

Lakin bir başka duvarda Jamal Penjweny’nin işleri, bir seri fotoğrafına ‘Saddam is here’ adını vermiş. Fotoğraflarda Saddam’ın portresi bazen bir kasabın kafasında bazen bir seks işçisinin suratında duruyor!
Kıvanç Tatlıtuğ ne arıyor burada?
Filistin’de Ramallah’ta yaşamaya devam eden Shuruq Harb adlı sanatçı ise Ramallahlı Mustafa’ya hayatını anlattırmış. Mustafa resimler satıyor bir de kartpostallar.
Bir imam gelmiş de ‘Bu dükkanı kapat, yaptığın iş günah‘ demiş, direniyormuş Mustafa.

Yan duvarda Mustafa’nın sattığı resimlerden yapılı bir kolaj var.
Yanımdaki iki Amerikalı, ‘Fairouz’u göremiyorum, o da ünlü değil miydi, kim bunlar, bunları tanımıyorum yeni jenerasyon sanatçılar herhalde’ diye birbirine sorarken baktıkları fotoğraflar arasında Kıvanç Tatlıtuğ, Kenan İmirzalıoğlu, Sibel Can, Hülya Avşar var. Ha bir de Michael Jackson’la Saddam Hüseyin yan yana!
Yüzde 50’si kendi ülkesinde yaşayamıyor
Bir duvarda Suriye, öbür katta Lübnan, birinde Beyrut, diğerinde Filistin.
Dedim ya, sergiyi ‘Dayanamayacağım çok fazla acı’ diye terk eden Amerikalılar var. Derse geç kalmış öğrencilerin çektiği çile bu, yapacak bir şey yok, biraz zorlansalar da dünyanın geri kalanında ne yaşanıyor öğrenmek şart!
Bu serginin özeti mi? Batı’ya Doğu’yu anlatmaya çalışan Ortadoğulu sanatçıların yüzde 50’si kendi ülkesinde yaşayamıyor.