AKP’nin 2002’de iktidara gelmesi, İslâmcı partilerin daha önceki seçim başarılarından farklıydı. Partinin tek başına hükümet kurmasına yetecek net bir oy oranı sözkonusuydu. Dolayısıyla ideolojinin taraftarları arasında bunu taşkın biçimde kutlamak isteyenlerin çıkması doğaldı. Nitekim tek tük böyle olaylar olmadı değil. Ama o tarihte AKP kendisi böyle bir ortam oluşmasından tedirgin oluyordu, temkinli olma gereğini duyuyordu vb.
Dindar kolektif kimliği seçmiş gençlik, aslında o gün de, “nicedir” temkinli olmuştu. Yetmişli yıllardaki “devrimci/ ülkücü” patırtılarına onlar ancak asgari ölçüde karışmışlardı. Karışmak yolunda bir politikaları yoktu. Oysa son analizde onlarla bunlar arasında büyük farklar yoktu; son analizde, “asil Türk gençliği”nin şu kesimi ya da bu kesimi. Üç aşağı beş yukarı aynı kültürü almış, aynı nesnelere değer veren insanlar. Şimdi on yılı geçmiş bir AKP iktidarı var. Bu süre içinde “darbenin eli kulağında” denecek çok an oldu. “Parti kapatma” tehlikesi kapıya geldi. Ama bunlar olmadı.
Bu sürecin başında, Tayyip Erdoğan, bugün gördüğümüz Tayyip Erdoğan olmaya henüz karar vermemişti. Ama yıllar geçti ve hep birlikte şu noktaya vardık. Gezi’den sonra “çatışmadan beslenen” bir Erdoğan, üzerindeki bütün denetimlerden, frenlerden arınmış olarak karşımıza çıktı. Bu Erdoğan şimdi Cumhurbaşkanlığı yolunda. Menzile varma potansiyeli de bayağı yüksek. Son bir yıl içinde, meydanlarda büyük kalabalıklar toplayabildiğini, sonra da o kalabalıkları coşturabildiğini gördü.