Türkiye’nin arkaladığı Suriye muhalefeti, maalesef, eriyor ve buharlaşıyor. Öyle ki, İD, Suriye’nin doğu ve kuzeydoğusunu ele geçirerek, Irak’ın batısı ve kuzeybatısıyla birleştirir ve giderek Türkiye sınırına bitişik Kürt bölgelerine saldırırken, Şam rejiminin güçleri de Halep’e doğru kıskacı daraltmaya başladılar. Halep’in tekrar Başşar Esad rejiminin eline düşmesi ciddi bir ihtimal haline girdi.
Bu “bölge fotoğrafı”na bakınca, İsrail’in Gazze’ye karşı neden ve nasıl bu kadar fütursuzca askeri harekâta giriştiği de daha kolay anlaşılabilir.
Türkiye’nin İsrail saldırısı konusunda yükselttiği seslerin niçin ne uluslararası camiada, ne de “bölge”de gerekli yankı bulmasının mümkün olmadığı da aynı şekilde anlaşılabilir. Suriye’de Kürtlere karşı birlikte iş tuttukları tarafından “eli ısırılmış”, bu nedenle Irak’ta devlet itibarına en ağır darbeyi yemiş olmasına karşılık, ister istemez, “hareketsizliği” seçmiş bir ülke söz konusu. Suriye’deki diğer “kartları”da birer birer masadan düşüyor.
Yani, Türkiye’nin Ortadoğu politikası, “iflas”; bu görüntüyü Türkiye içinde seçimler öncesinde “yasaklar” getirerek, her gün yüksek perdeden atılan hamasi nutuklarla ve “cambaza bak” politikasını ustaca sürdürerek, bir süre için belki karartabilirsiniz ama arasına belirli bir mesafe koyarak olan biteni izleyen dış dünyayı yanıltamazsınız.
Ne derseniz deyin, Türkiye, dış politikada uluslararası ve bölgesel ağırlığını kaybetmiştir. Bunun ceremesini çekenlerin başında, maalesef, Gazze’deki Filistin halkı geliyor.