Bu gibi “ulusal” konularda duyguların aşırı olacak. “Vatanı seveceksin!” Olmadı. “Vatanı çok seveceksin!” Bu da olmadı; “çok” da neymiş? Öyle bir seveceksin ki… Yani iyice abartılı, olmayacak bir şeyler bulup söyleyeceksin. Tut ki böyle düşünüyorsun, duyguların böyle yoğun. Bunları kendi kendine düşün, içinden geçir, duygulan ve saire… Hayır, öyle de olmuyor. Bunları bağıra bağıra söyleyeceksin. Dünya âleme ilân edeceksin. Göstereceksin.
Eğitim, normal koşullarda, insanı bu tür faşizan aşırılıklardan arındırır, içi boş böbürlenmelere, babalanmalara karşı mantıklı olmayı öğretir, falan filan. Ama burada süreç tersine işler. Belirli konularda bir “hamaset otomatı” olmak üzere yetiştirirler adamı. “Bir Türk dünyaya bedel!” Yaa, niye öyle ve nasıl oluyor? “Niye”si, “nasıl”ı yok. Öyle. Öyle olmayacağını düşünüyorsan “iyi bir Türk” değilsin. “İyi bir Türk” değilsen, başına neler gelebileceğini kendin düşün.
Onun için “Türk tipi faşizm” Türkiye vatandaşlarına eğitimle yutturulur. Eğitim hâlâ yaygın değil. Onun için bu da biraz “üst sınıf” türü, “patrisyen” türü bir faşizm oluyor. O halde, o sınıfa girmeyen, eğitimi de daha alt kademelerde terk etmiş, yani beyni görece az yıkanmış vatandaşlarımız faşizme karşı daha iyi korunmuş oluyorlar mı? Hayır, olmuyorlar. Çünkü tedarikimizde “halk tipi faşizm” de var. Bunun temsilcisi, öteden beri, MHP idi. Şimdilerde, Tayyip Erdoğan, MHP’nin bu tekelini kırmaya çalışıyor.