Tayyip Erdoğan, sık sık “Sıkıysa İsrail’i kına” diyor hem Kılıçdaroğlu’na hem de Ekmeleddin İhsanoğlu’na hitaben. Sanki herkes satılmış, herkes Siyonist, ABD uşağı; sanki Gazze’de yaşanan dram, Erdoğan’dan başka kimsenin yüreğini yakmıyor…
Burada sorulacak başka sorular var: Türkiye neden Gazze’deki zulüm karşısında eli kolu bağlı hale geldi? Niçin sözünün ağırlığı kalmadı? Uluslararası politikada önemli olan esip gürlemek mi? Yoksa sonuç almak mı? İsrail ile Suriye ve Hamas arasında arabuluculuk yapacak kadar itibarlıyken, Türkiye, dünyada neden bu kadar yalnız kaldı?
Ekmeleddin İhsanoğlu haklı olarak soruyor: “IŞİD niçin sadece Türk diplomatlarını ve TIR şoförlerini kaçırdı? Neden yalnız bizim pilotlarımız rehin alındı? Uçağımız düşürüldü?” İsrail’i kınamakla, dış politika rayına girse ne âlâ… Ama bütün bu esip gürlemeler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göz boyama gibi görünüyor bana.
Pelin Batu anlamlı bir tweet attı. Diyor ki: “İsrail ile ticaretimiz gizli gizli tarihin en yüksek seviyesine gelmiş. Hani ilişkiler bitmişti? Bu da mı montaj Usta?” Peki rakamlar ne? İsrail’den ithalatımız 2007’de 1 milyar 195 milyon dolar, bu ülkeye ihracatımız 1 milyar 605 milyon dolardı. 2013’te, ithalat 2 milyar 500 milyon dolara, ihracat ise 2 milyar 350 milyon dolara çıktı. Üstelik Türkiye’de yayın yapan Musevi cemaatinin Şalom Gazetesi, İsrail’in Yedioth Ahoronot gazetesine dayandırdığı haberinde, Burak Erdoğan’ın Safran isimli gemisiyle hem İsrail’e hem Mısır’a kargo taşımacılığı yaptığını ileri sürüyor. Madem ilkeli davranacağız, o zaman hiç değilse oğlumuzun sert bir dille kınadığımız bu ülkelerle ticari ilişkisini kesmesi gerekmez mi?
“Ticaret başka, siyaset başka” dediğiniz takdirde, “Haydi İsrail’i kınayın” diye meydan okumak biraz yersiz kaçmıyor mu?