IŞİD’in, Irak ve Suriye’deki iktidar boşluğu sayesinde ortaya çıkmış ve kendi aralarında kısa zamanda çatışmaya başlayacak farklı gruplardan oluştuğu belirtiliyor. Diğer taraftan, Suriye’de Esad rejiminin IŞİD’e karşı müsamahakar davrandığı ve bu örgütü kendi iktidarının meşruiyetini pekiştirmek için bir tür umacı gibi kullandığı da iddia ediliyor. Bütün bunların hepsinde az veya çok doğruluk payı olmakla birlikte, bir başka gerçeğin hafife alınmasına yol açmamalılar. IŞİD’in köktenci İslam ilkelerini uygulamaya başladığı bölgelerde bu kuralların değişmesi artık uzun bir dönem kolay olmayacak.
Adı İslam Devleti olan oluşum, birkaç ay içinde buharlaşmayacak. Görünen o ki, Irak ve Suriye’nin girdiği ve çok uzun sürecek kaos belki Ürdün’e ve Lübnan’a da yayılarak, İsrail-Filistin çatışmasını başka bir boyuta taşıyacak. Türkiye’nin de bu kaosun içine sürüklenme ihtimali, adı geçen ülkelere nazaran daha az olsa da, var. Hamasetin, büyük ağabey pozlarıyla ortalıkta dolaşmanın, mezhep dayanışmasından medet ummanın bedelini biz de ağır biçimde ödeyebiliriz. Bir de “kimse bize adı İslam olan bir örgüte terörist dedirtemez” bağnazlığını aşabilsek ve olguları adını açıkça koyabilsek. İslam Devleti’nin elinde Türkiye’den başka bir ülkenin diplomatları, polisleri ve bunların aileleri rehin değil. Bunun bir anlamı ve sonucu olmalı.