İçkiden rahatsız olup da içki içilebilen bir kafeye gitmenin sonra da hadise çıkarabilme hakkını kendinde bulabilmenin faşistlik sayılıp sayılmadığını tartışacak değiliz. Kamusal mekanlar herkesindir, kimse birbirini rahatsız etmedikten sonra dileyen istediği yerde otursun. Ama muhafazakar kitle içindeki sınıfsal ayrışmanın; o kafede zaman geçiremeyecek yoksullarla, ‘Cehape zihniyeti’ndeki, elitist, “sanatçı mı o” diye aşağılanmaya maruz kalan bazılarıyla aynı mekanı paylaşabilen variyet sahipleri arasındaki farkın türban/örtü mevzusuyla nasıl kapatıldığının tartışılması gerekir.
İktidarın yaşam tarzı kapışmasından bu kadar ekmek yiyebilmesinin en önemli nedeni de, bu ekmeğe yağ sürme sazanlığına gönüllü yakalanmaya hevesli bir muhalefet anlayışı. Sayelerinde gardıropları, zevkleri ve alışkanlıklarıyla ayrıştırılıp benzeştirilen kesimler bir kültürel tartışmanın içine çekilirken atı alan Üsküdar’ı bir kere daha geçiyor. Ana muhalefet de hattı müdafaa durumunu sathı müdafaa haline böyle çıkarabiliyor.
Üzerine yapıştırılan elitizm ithamına karşı kendini savunmakta zorlanan bir muhalefetin sorunu; halkın gündelik dertlerini avam bulması, iktidarın ayrıştırıcı, elitist siyasetindeki sınıf körlüğünü kendisi de paylaşmasıdır.