sanat@diken.com.tr
Kitap raflarının karşısına geçip “Ne okusam?” diye düşünmek gündelik hayatın karmaşasından ve hızından kaçmak için yerinde ve keyif veren bir faaliyet. Ama kitapların çeşitliliği karşısında kararsız kalmamak elde değil. Kabul etmek lazım: Bir kitapta karar kılmak zor iş!
Diken bu hafta dört kitaba dikkatinizi çekiyor. Karar sizin. Şimdiden iyi okumalar.
Kötü hissetmekle aynı mı?: ‘Depresyon: Yas ve Melankoli’

Kendimizi kötü hissettiğimizde çoğu zaman depresyonda olduğumuzu kolaylıkla söyleyiveriyoruz. Fakat depresyon yüzeysel semptomların ötesinde daha derin ve benliğe dayalı bir olgu.
Psikanalist Darian Leader, ‘Depresyon: Yas ve Melankoli’de yas tutma ve melankolinin depresyonun merkezinde yer aldığını ancak bunların etkilerini tam olarak kavrayamadığımızı ileri sürüyor.
Ağırlıklı olarak modern tıbbın depresyon konusunda niye yanıldığı sorusuna yanıt arayan Leader, kayıp deneyimlerimize verdiğimiz tepkiye daha derinden bakarak depresyon kavramının insan için karşılığını bulmaya çalışıyor.
‘Taht Oyunları’nın ayak sesleri: ‘Buz Ejderhası’

Uyarlamasıyla bir televizyon fenomeni haline gelen ‘Taht Oyunları’ndan önce yayınlanan ve serinin geleceğinin habercisi niteliğindeki ‘Buz Ejderhası’ yazarın hayal gücünü güçlü biçimde ortaya koyduğu eserlerden.
Kitap, küçük ve cesur bir kız olan Adara’nın buz ejderhasıyla olan ilişkisini, hayatını nasıl değiştirdiğini ve ateş ejderhalarıyla olan mücadelesini konu ediyor.
Küreselleşmenin açmazları: ‘Büyük Rahatsızlık’

Dünyanın en kapsamlı ve en hızlı siyasi ve toplumsal dönüşümünün yirminci yüzyılda gerçekleştiğini söylemek yanlış olmaz. Küreselleşmenin hızlanması, iletişim ve teknolojinin hayatta belirleyici konuma gelmesi, geleneklerin yerini anlık yaşamın alması, dünyanın önemli düşünürlerinden Georges Balandier’e göre öngörülemeyen bir şimdiki zaman algısı yaratıyor.
Balandier, kısa bir deneme olan ‘Büyük Rahatsızlık’ta içinde bulunduğumuz durumu anlamak için farklı düzlemlerden hareketle doğru soruları sormaya çabalıyor.
Günümüz Türkiyesi: ‘Mühür’

Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, bireysel hikayelerin revaçta olduğu bir dönemde yazdığı ilk romanı ‘Mühür’le günümüz Türkiyesinin fotoğrafını çekmeye çalışıyor.
Esrarlı bir tarikat, ona diz çöktürmeye çalışan başka tarikatlar, mağdurlar, dayanışma biçimleri, kayıplar, kayıp yakınları, cezaevlerindeki hak ihlalleri, toplumda yaşanan zorluklar gibi konular üzerinden güncel siyasi olayları metaforik biçimde anlatan Tahincioğlu’nun ‘Mühür’ü değişmeyen düzenin değişen insanlarını anlatıyor.