Yanına Bülent, Bekir, Hüseyin yoldaşlarını alarak kırık dökük olup olmadığı tartışmalı Bandırma Vapuru’yla çıkmadı Samsun’a.
Özel uçak, donanımlı helikopter, son model cipler falan kullandı.
İstanbul’daki padişaha bayrak açmak için de çıkmadı Samsun’a. Çünkü kendisi epeydir Edirne’den Kars’a kadar bu mülkün sultanı. Yani İstanbul’un da padişahı…
On iki yıldır vatanı tek başına kendisinin idare ettiğini göz önünde bulundurursak… Ve altı aydır oradan oraya sürdüğü “paralelci memurları” saymazsak…
Samsun’a bir “kurtarıcı” olarak çıktığını da söyleyemeyiz. Çünkü “kurtarıcı” olmak için önce kurtarılmayı gerektiren bir durum olması gerekir. Ki artık Isparta’nın kuytu köylerinde bile “Kurtar bizi baba” diye inleyen bir tek âdemoğlu ya da âdemkızı yok.
Madem öyle selvi boylum, sırma saçlım neden çıktı Samsun’a?
Ve neden topluyor durup dururken Erzurum Kongresi’ni?
Ve neden bütün ömürlerini Samsun’a çıkışı büyük bir ihanet ve komplonun başlangıcı olarak göstermeye adamış olan cümle Vahideddin Han’cı kardeşimiz, “Biz de tıpkı Gazi Mustafa Kemal gibi çıkıyoruz Samsun’a” diyen liderlerine “Sen nasıl olur da bizim ihanet yolculuğu olarak gördüğümüz yolculuğa bin selam yollarsın?” diye sormuyor, soramıyor?