“AK Parti dün mağdurdu, bugün mağrur oldu, bu iş bitti” sloganı da gerçeği ifade etmiyor. AK Parti’nin mağdur mu, mağrur mu olduğu büyük resmin içinde bir detaydır. Mesele, AK Parti’nin temsil ettiği, Erdoğan’ın sürüklediği kitlelerin hala mağdur oluşudur. Bu da tabiidir. Zira, en iyimser tespitle muhafazakar, mütedeyyin, Anadolulu ve demokrat çoğunluğun mağduriyet tarihi 100 yılı aşkın bir süreye ulaşır. Şimdi yaşamakta olduğumuz süreç bu kesimler için, Erdoğan ve arkadaşlarının değil bizatihi kendilerinin iktidara gelişidir. Ve bir asrı aşan sürenin ürettiği mağduriyetin topu topu 12 Eylül 2010 referandumuyla başlayan Yeni Türkiye süreciyle telafisi mümkün değildir. Hatta, daha rasyonel bir analizle gerçek iktidarın miladı 17 Aralık’tan başlar ki, bu da elbette geride kalan on yılların kurduğu tek odaklı düzeni değiştirmeye yetmemektedir.
Mağdur olan gerçekte hep AK Parti’de kendini ifade etme imkanı bulan kitleydi… Dolayısıyla, bu kitlenin baktığı şey oy verdiği siyasi partinin daha çok güçlenmesi ve özgüveninin artmasından ziyade kendi hayat standartları, kendi geleceği ve elbette toplumdaki eşitlik duygusunun ne kadar geliştiğidir. Böyle bakılınca da belli ki henüz bu yolun başındayız…
Genel olarak muhafazakar çoğunluk hala ilk zaaf anında daha çok mağdur olma ihtimali endişesi taşımaktadır. Toplum, Erdoğan’sız bir Türkiye’nin; sokaktaki insan için, çocukları, geleceği, inancı, eğitimi, istihdamı, ticareti ve siyaseti için büyük bir risk olduğunu görüyor. Ama sıradan insanların yaptığı bu analizi, merkezdeki siyasal elitler ve aynı hattaki aydınlar yapamıyor.