Ahmet İnsel: Yayın yasağında gerekçe yaşam değil devletin zaafiyeti

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

IŞİD haberlerine dair mahkemenin yegâne yasaklama gerekçesi, kaçırılanların yaşamsal güvenliklerinin sağlanması değil. Bir de “devletin zafiyetini ortaya koyacak şekilde yayınlar” yapılmasına karşı bu yasağın konduğu belirtiliyor. Ve galiba kararın esas gerekçesi bu. Devlet olarak ifade edilen özne burada hükümettir. Hükümetin Suriye ve Irak politikalarını, kaçırılan Türkiye yurttaşlarıyla bağlantılandırarak eleştirmenin seçim arifesinde zafiyet yaratacağı endişesidir yasağın ana gerekçesi. Öyle olmasa, Irak’ta yurttaşlarımızın kaçırılması ile ilgili haber, “gereksiz ve gerçeğe aykırı” bile olsa, neden devleti zafiyete uğratsın ki? Üstelik bir haberin ‘gereksiz’ olduğuna mahkeme nasıl karar verebilir? ‘Gerçeğe aykırı’ haber yalanlanır, bu konuda mağduriyet oluşmuşsa dava açılır ama gerçeğe aykırı haber yapılacak diye yayın yasağı konulabilir mi? Bu gerekçeyle de böyle bir yasak konabiliyorsa, bu hangi tür siyasal rejimin özelliğidir?

Yasaklama talebinin ‘Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu’ tarafından yapılmış olması sanırım “hangi tür siyasal rejim?” sorusuna yanıtı nerede aramamızı gerektiğini gösteriyor: Günümüz Türkiye’sinde devletle bütünleşmiş hükümeti eleştirerek zafiyete düşürmek anayasal düzene karşı bir suçtur. Gezi protestoları, 17 ve 25 Aralık soruşturmaları, Soma faciası, Irak ve Suriye’deki gelişmeler… Bunlar ve daha başka tartışma konularında hükümetin az veya çok, dolaylı veya dolaysız sorumluluklarını dile getirmek, ancak gereksiz veya gerçeğe aykırı haber olabilirler. Hatta hem gereksiz hem gerçeğe aykırı da olabilirler!

Ahmet İnsel’in yazısı