Diyarbakır’da 16 yaşındaki öğrenciyi taciz etmek suçundan tutuksuz yargılanan öğretmen, çocukla ‘bunalımda olduğu bir dönemde’ mesajlaştığını söyledi.

Diyarbakır’da 16 yaşındaki kız öğrenciyi taciz edip evlenmek isteyen, evli ve üç çocuk babası öğretmen 34 yaşındaki A.B.’nin halen görevde olması ve tutuksuz yargılanması tartışma konusu olmuştu. Öğretmenin Hizbullah üyeliğinden hüküm giymiş olmasına rağmen öğretmen yapılması da tepki çekmişti.
Vatan’dan Esra Can Sinav’a konuşan A.B., teröre sempatisi olmadığını, çocuğun da kendisiyle evlenmek istediğini öne sürerek mesajları ortaya çıkınca ‘dayağa razı olduğunu’ söyledi.
Muhabirle öğretmen arasında geçen telefon görüşmesi şöyle:
Muhabir: 16 yaşındaki öğrencinizi taciz etmekle yargılanıyorsunuz.
Öğretmen: Bu iddialar yanlış.
M: Ama mahkemede kabul ediyorsunuz. Nesi yanlış?
Ö: Evet ama hoş olmamakla birlikte psikolojik ve bunalımda olduğum bir dönemde bunlar yaşandı. Sadece mesajlaştık.
‘Anlaştık’
M: İyi de öğrencinize evlenme teklifinde bulunmuşsunuz…
Ö: Üniversitede babasından gidip onu isteyeceğim üzerine anlaştık. Ancak taciz ve istismar olduğunu kabul etmiyorum.
‘Eşim ayrılmak istemedi’
M: Ama siz evlisiniz. Evliyken nasıl böyle bir vaatte bulunuyorsunuz? Hem de öğrencinize…
Ö: Bu olay 1,5 yıl önce yaşandı. İlk ifşa olduğu zaman eşimle oturduk konuştuk. Eşim ilk başta biraz kızdı, tavır aldı ama evliliği bitirmeye yönelik bir talebi olmadı.
M: Öğrencinizin ailesine nasıl anlattınız yaşananları?
Ö: Olaydan sonra ben köyüne gittim. ‘Ortada yanlış anlaşılmış, istenmeyen bir durum var. Kendi aramızda bu meseleyi halledelim, silahsız ve tek başıma geliyorum’ dedim. Ben ölüm ihtimali olmasına rağmen gittim, babasına dedim ki, ‘Eğer kızını taciz ettiğime inanıyorsan buyur önündeyim, silahım da yok, çıkar sık bana. Böyle değilse bu meseleyi niye bu kadar uzatıyorsunuz.’ ‘Öldürme işini mahkemeden sonra halledeceğiz’ dediler.
M: Ailesine ‘Şeriata göre yargılayın beni’ demişsiniz. Türkiye’deki hukuk sistemine mi güvenmediniz yoksa bu bir nevi kızlarıyla evlenme talebi miydi?
Ö: Şeriat deyince siz yanlış anlıyorsunuz. Biz Kürt’üz. Diyarbakır’da yerel ağızda bunu Kürtçede söylüyoruz. Bir kişi arasında alacak verecek meselesi ya da başka mesele olduğunda denilir ki ‘Gel gidelim meseleyi şeriatta halledelim.’ Buradaki kasıt dini değil.
M: Mesajda ‘tağut’ devlet diyorsunuz. Bu şu anda bana dediğinizde çelişiyor.
Ö: Mağdurun ailesi dindar olduğu için bu kelimeyi kullandım. Ayrıca devlet bile arabulucuları kabul ediyor. Benim de kastettiğim aslında arabulucu.
M: Şeriat kızla evlenme hükmünü verse evlenecek misiniz?
Ö: Ben zaten ifşa olduktan sonra evlenme işinden vazgeçtim. Ben ‘Ya para cezasıyla ya da kaba bir dayakla sorunu çözelim’ dedim.
M: Öğrencinize tacizin cezası size göre dayak mı? Dayakla çözülecek mi bu mesele?
Ö: Siz yanlış anlıyorsunuz. Ben zorla bir şey yapmadım. O da bana cevap yazdı.

M: Hizbullah terör örgütü üyeliğinden sabıkanız var. Ne yapmıştınız?
Ö: Ben 16 yaşındayken burada karanlık işlerinin döndüğü bir dönemdi. Ben 16 yaşında bir çocuk olarak gittiğim camide ders alırken ismim birinin eline geçmiş ve sözde örgüt adına ders verme suçundan mahkemeye çıkarıldım. O dönem ki karanlık yapıların bastırmasıyla Hizbullah terör örgütü damgasıyla cezalandırıldım. Terör örgütü savunucusu değilim.
M: Savunucusu değilim diyorsunuz ama evinizde Hizbullah bayrakları var?
Ö: Bizim savunduğumuz Hizbullah Türkiye’de cinayetlere bulaşan Hizbullah değil.
M: Oğlunuza verdiğiniz isme ne diyeceksiniz?
Ö: Ben de oğluma (Lübnan’daki Hizbullah’ın genel sekreteri Hasan Nasrallah) ismini verdim. Yabancıların çocuklarına Fidel Castro, Che Guevera ismini vermesi, resimlerini eve asmasıyla aynı şey.