Nasıl ama? Tudor gidince bi hafifledik değil mi?

 

BURAK KILIÇ 

@kaburet

Allah hepimize Dursun Özbek kadar ‘haklı’ bir hayat nasip etsin.

23 Mayıs 2015’te başladığı başkanlık serüveni boyunca tartışılan tüm kararlarından haklı çıkabilen Dursun Özbek’in bu yönetimi, Gençlerbirliği’nin efsane başkanı İlhan Cavcav ile benzer özellikler taşıyor. İki buçuk yılda beş teknik direktörle anlaşamayan, sayısız transferde bulunan ve tüm vedaların ardından yönetiminin kuvvetini ön plana çıkaran bir liderlik sergiliyor.

Fotoğraflar: galatasaray.org

Ülkedeki her liderde az çok bulunan bu ‘haklılık’ hali Galatasaray’ın üzerinde kâbus gibi dolaşıyor. Biz yine de Dursun Özbek’in ‘kusursuzluğunu’ kabullenerek birkaç soru soralım.

* Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizli, Orhan Atik, Jan Olde Riekerink ve Igor Tudor’un gerekli verimi sağlamadıklarını düşünelim. Peki bu kadar verimsiz ismin tercihinde seçenlerin plansızlığı yok mu?

* Mali plan hazır olmadan, ortaya geleceğe dönük bir vizyon koymadan yapılan transferlerden yalnızca dönemin teknik kadroları mı sorumlu?

* Onca tartışmalı açıklamasına eklenen son demecinde “Igor Tudor lince uğradı, artık verimli olamazdı” dedi Özbek. Bu linci engelleme sorumluluğu yönetimden başka kimin üzerinde olabilir?

* Kadro içerisinde yalnızca Gomis’in sevdiği düşünülen bir teknik adama 40 milyon avroluk bir transfer alanı yaratılırken başarıya dair nasıl bir teminat alındı?

* Sezon başındaki duygusal patlamalar ve nitekim kolay fikstür sonrası yaşanması muhtemel puan kayıplarının ön görülmesi yalnızca Tudor’un mu sorumluluğundadır?

* Tribünde ve camiada istifa okları yönetime döndüğü anda teknik direktörle yolları ayırıp 45 gün sonrasına seçim tayin etmek, Galatasaray’ın geleceğine nasıl bir yardımda bulunabilir?

* Mali tablonun düzeltilmesi adına Riva Tesisleri’nin satılması ve harcamalardaki belirsizliğin aydınlatılmaması konusuna hiç girmeden, sadece saha içine ve demeçlere odaklanarak sorulan sorulardı.

Çare Terim değil

‘Igor Tudor kararı’ belki başarılı bir netice verebilir. Hatta şampiyonluk da getirebilir. Ama en mükemmel başarı bile Galatasaray’ın geleceğini aydınlatamaz. Şirketini asla yönetmeyeceği gibi yönetiyor kulübü Özbek.

Şimdilerde ise Fatih Terim’in ismi ısrarla yükseliyor basında. İnsanlar, umutlanmaya ihtiyaç duyduklarında kötü anılarını anımsamazlar. Şu an camia içerisinde Fatih Terim ismi üzerinde duran herkesin baktığı resim, Orduspor maçındaki isyan, Real Madrid’e karşı alınan zaferle boyanmış durumda.

Ama bu kadro yapısı ve camia bölünmüşlüğünde Fatih Terimli bir senaryo, Arena’nın dolu tribünlerinden ziyade, Olimpiyat’ın uzak boş koltuklarına eviriliyor. Bir proje kapsamında başına getirildiği ve tüm yönetimi kendisinde topladığı bir milli yapıya veda eden Terim’in bu formsuz döneminde, kaos yaşayan kulübüne ne kadar destek sağlayabileceği belirsiz bir soru.

Lise karar verecek

Galatasaray’ın reçetesi yazılacaksa hasarın çetelesi doğru çıkarılmalı. Bu aşamada bir ay sonrasında yeniden seçilmiş bir Dursun Özbek’in güvenoyu almışcasına atacağı adımlara bel bağlamak gerçek kâbusun başlamasına yol açabilir. Öncelikle Dursun Özbek’in radikal kararlarla yaptığı hataları önüne koyup daha sancılı yolları seçmesi gerekir.

Doğru teknik adamı bularak, tam yetki ve güvenle, gündelik başarı ya da hezimetleri önemsemeden bir plana sadık kalarak yol alması elzemdir. Elbette eleştiriye açık, şeffaf bir yapıyla.

Yok eğer bu isim Dursun Özbek değil başka bir liderse, bu kez sorumluluk, yetkilerini asla başkalarıyla paylaşmayan ‘Liseliler’e düşer.

Ezcümle, Galatasaray’ın geleceği, kibrini ‘kulüp geleneği’ ambalajıyla satmaya çalışan kongre üyelerinin elinde. Ya Dursun Özbek’i doğrulara ikna edecekler ya da ellerini taşın altına koyacaklar.