'Yıldırım Devri'nde final perdesi: Biat et, mutlu ol, isyan et, hain ol

 

BURAK KILIÇ 

@kaburet

Vergisini vermeyen biri hain sayılabilir. Borcunu ödemeyen. Ya da ülkeyi yöneten hükümeti sevmeyen biri hainlikle suçlanabilir. Bakın bunların hepsinin altı saçma da olsa bir argümanla doldurulabilir. Ama futbol gibi, yalnızca tek tarafın kendinden verdiği, hiçbir karşılık da beklemediği bir ilişkide nasıl olur da veren taraf ihanetle itham edilir? Akıl alır gibi değil. Fenerbahçe’de durum tam olarak bu.

Fotoğraflar: fenerbahce.org

Fenerbahçe, 3 Temmuz’dan sonra 19 Mayıs gibi mücadele yürüttü. Ama artık işler 15 Temmuz gibi yürüyor. Fenerbahçe’nin zorda olduğu süreçte tüm camia kenetlendi. Ama sular durulduğunda ve “Ya bu böyle gitmiyor” dendiğinde söz sahibinin bileti kesildi. Her sesi çıkanın tepesinde Demokles’in kılıcı sallandı.

FBTV’de Alaaddin Metin camiaya ayar veriyor. Resmi site her hafta en az bir kez basına ‘yalancı’ diyor. Geçen sezon kimliği belirsiz ‘siyah takım elbiseliler’ Şükrü Saraçoğlu’nda “Yönetim istifa” diyen 18 yaşındaki taraftarları tartaklıyor, kim oldukları asla öğren(dir)ilmiyor. Eğer hiçbiri çözüm değilse, Aziz Yıldırım sahneye çıkıp eşrafından sopayı alıyor. Sallıyor da sallıyor.

Tiranlık ete kemiğe bürünmüş, sesi cılız çıkanlara bile ‘Hain’i yapıştırıyor.

Aşağıda özetleyeceklerim uzaktan bir göz. Bu nedenle hain olup olmamam bir şey ifade etmeyecek. Fenerbahçe’nin saha içi ve saha dışı iki temel sorunu var. Bunları tez konusu gibi kategorize edelim.

Bölüm 1: Yönetim

1a) Mutlak doğruluk halüsinasyonu

Aziz Yıldırım tarihini iki döneme ayırabiliriz. Christoph Daum öncesi ve sonrası. Öncesinde camia belli bir programa dahildi. Öncelikle, o dönemde henüz futbol ekonomisinin adı anılmazken bir vizyon belirlenerek iyi bir şirketleşme politikası izlendi. Taraftara alt metinde acılar ve başarısızlıklar çekileceğini ama ufkun aydınlık olduğu anlatıldı. Önce parça parça stat yapıldı. Bu dönemde marketing hamlesi geldi ve Fenerium’la bütçe desteklendi. Beraberindeki yatırımların zirvesi, 2004’teki borsaya açılış oldu. Ticari hinterlandın genişlemesiyle Fenerbahçe altı senede rakiplerinin her anlamda önüne geçti. Altı senede üç şampiyonluk ve bir ikincilik alındı. Amatör branşlar ambargolandı. Milli sporcular yetiştirildi. Yönetimde de bu vizyon söz konusuydu. Stadın inşaasında Nihat Özbağı’na, transferde Hakan Bilal Kutlualp’e hareket alanları sağlandı. Her şeyin doğru yapıldığına ve böyle süreciğine ikna tamamlandı.

1b) Futboldaki duygusal değişim

Süreç içerisinde Christoph Daum’la futbolun parlak yılları yaşandı. Daum, takım iskeletini ülkenin genç yetenekleriyle harmanladı. Sorumluluğu da Van Hooijdonk gibi bir saha içi generale emanet etti. Gençlerin kaydettiği gelişim ve doğru transferlerle parlak bir dönem yaşandı. Avrupa, lig ve kupada yoğun bir tempoya giren Fenerbahçe’nin miladı Denizlispor maçı oldu. Daum’la çıkılan planlı yoldan şarampole yuvarlanıldı. Atlatılması hiç kolay bir travma değildi ama Daum’un bu şekilde gönderilmesi ve yerine herhangi bir plan konulmaması yılların fikri birikimini çöpe attı. Bu süreçle beraber otoritesi gün geçtikçe artan Aziz Yıldırım’ın, ilerleyen yıllarda histerik çıkışları baş gösterdi.

Bkz: Zico’nun gönderilmesi, 2. Daum Dönemi, Alex’in gönderilmesi ve Ersun Yanal’ın kasetle kovuluşu.

1c) Hainimizi tanıyalım

Yıllar içerisinde vadesi altı aya inmiş vaatler ortaya çıktı. Taraftara hakaretler, düzenli ve sistematik hainlik suçlamaları başladı. Muhaliflerin kulüpten uzaklaştırılmaları rutinleşti. Hiçbir başarısızlıkta sorumluluğun alınmaması ise kulübün klişesi oldu. Herkesin bildiklerini seslendirmek, bir sırrın açığa çıkarılması gibi tavra maruz kaldı. Küçük bir örnekle; Terraneo’nun kulübü dolandırdığı tüm camia içerisinde ayyuka çıkmışken hiçbir hukuki adım atılmadı. Sümen altı edildi. Yola çıkılan günden gelinen noktaya baktığımızda ise elde tek bir kelime kalıyor: Yazık.

Tüm ülke futboluna pozitif anlamda örnek olacak bir yönetim olabilecekken, cennet mekan İlhan Cavcav’ın ardından ikinci sıra alınarak “Nasıl olmamalı”ya dönüşen bir hikayeyle sonuçlandı. Son 10 yıldaki kibirli ve saldırgan tavırlar nedeniyle artık kimse Fenerbahçe’ye sempati beslemiyor. Fenerbahçeli, başka Fenerbahçelileri beğenmiyor. En kötüsü takımını, stadını, formasını sevmiyor. Tüm rakiplerinin bağrına bastığı bir oyuncusu varken, Fenerbahçeliler mevkii mevkii oyuncularına sövüyor. Sevgisiz, belirsiz ve burnu havada bir Fenerbahçe, 2017 kışına histerik çıkışlarla revan oluyor.

Bölüm 2: Aykut Kocaman

2a) Kim nasıl şampiyon yaptı?

Fenerbahçe’nin şampiyonluklarını bir gözden geçirerek başlayalım.

Mustafa Denizli döneminde tarihin en sıkıcı futboluyla kupa kaldırıldı. Anımsamayanlar için: Bkz: 17 Mart 2001 Rizespor-Fenerbahçe maçı.

Christoph Daum döneminde tarihin en ‘deli’ futbolu oynandı. 4-1-5 taktiği vasat ligimizde iki şampiyonluk getirdi. Bu deli taktiğinin defosu 6-2’lik Manchester maçıydı. Old Trafford’da büyük bir skandalın kıyısından dönüldü. Tam deli akıllanmıştı, her şey yoluna giriyordu ki, yollar ayrıldı.

Arthur Zico döneminin ilk yılında ite kaka şampiyon olundu. Rakiplerin kötülüğünün de payı vardı ama en büyük pay 100’üncü yılın ruhaniyetindeydi. Zico’nun Newcastle deplasmanıyla kazandırdığı ‘korkusuz’ oyun 17 ay içerisinde Şampiyonlar Ligi çeyrek finaliyle taçlandırıldı. Futbolu müthiş lezzetlendi. Fakat aynı son yaşandı.

Ersun Yanal’ın ligdeki dominasyonu 2000’lerin Lyon’una çevirecek çözümlemesi ve sezon başında gönderilişi hakkında çok şey söylemek israf olur.

Bkz: Deniz Baykal-Kaset kumpası

Aykut Kocaman’ın 2010-11 şampiyonluğu ise gerçek bir peri masalı. Sezonun ilk devresinde hiçbir kalite ortaya konmadı. Kocaman tarafından yine ayrılık sinyalleri verildi ve ikna turlarına gidildi. Devre arasının ardından ise dibe vuran takım kafasını yukarı kaldırdı. Sezonun ikinci devresinde 2-0’lık Trabzonspor maçıyla başlayan ‘İlk 20 dakikada kuşatma taktiği’ neticesini verdi. Fenerbahçe iç sahadaki neredeyse tüm maçları bu yöntemle kazandı. Deplasmanlarda ise (ikisi derbi) Alex, heykelinin neden Kadıköy’e dikilmesi gerektirdiğini anlattı. Alex’in büyük oyunu ve takımın kenetlenmesiyle rüya gibi bir şampiyonluk geldi.

2b) Cenkte muzaffer oldu

3 Temmuz sonrasındaki Süper Final’li sezon Kocaman’ın en başarılı sezonudur kanımca. Müthiş bir psikolojik harpten son anda kaybedilen şampiyonlukla çıkmak, şampiyonluktan bile büyük bir başarıdır. Bu sürece Kocaman’ın ağarmış saçları şahit. Futbolun her yerine işlemiş siyasetle ayrı, kalitesi azalan takımıyla ayrı mücadele verdi.

Sonraki sezon ise değişen siyasi süreçte saflar sıklaştı. Siyasi iktidar “Bizi de kandırdılar a dost” diyerek sorumluluktan sıyrıldı ve 3 Temmuz süreci fikri zaferle sonuçlandı.

Şike süreci bitmiş, akılların sahaya yansıtılması gereken süreçte ilk krizin ismi Alex oldu. Fenerbahçeliler anne ve babalarının kavgasını izleyen çocuklar gibi televizyonların karşısına geçip “Ayrılmayın” dediler. Ama şiddetli geçimsizlik boşanmayı getirdi. Herkesin birbirinde aklı kalarak vedalaşıldı. Bunun sahaya yansıması ise köklü oldu.

2c) Literatür takıntısı

Tıpta literatür takibi önemlidir. Keza futbolda da. Ama takıntı seviyesinde takip, odaklanma kaybına ve bağnazlığa yol açabilir.

Christoph Daum’la başlayan 10 numaralı 4-2-3-1 sistemi tam 10 sene sonra 4-3-3’e evrildi. Temel iki sebep vardı bu kopuşta. İlki, Alexgillerin artık demode olduğu düşüncesiyle girilen arayışlarda transfer edilebilirliği ve uygulanabilirliği en uygun görünen sistem üçlü bloklardı.

İkincisi ise o dönem kanserin tedavisi 4-3-3’tü! Tüm dünya 2009-2013 arası Barcelona’yı ağzı açık izledi. Barcelona’nın Sanchez-Villa-Messi’li, santrforsuz, mobilize hücum hattı belli ki Kocaman’ı da çok etkilemişti. Ama bu tehditkârlığın yakalanabilmesi için eldeki oyuncu grubunun niteliği atlanmıştı. Denilebilir ki, “Bu plan UEFA’da finalin kapısını çaldı.” Evet bir başarı getirdi ama bu plan aynı zamanda Aykut Kocaman’a ‘futbolu sıkıcı’ yakıştırmasını emanet bıraktı. Hocanın futbolu sıkıcıydı.

2c) Öne Doğru!

Avrupai(!) ve sıkıcı futbolun içerde başarı getirmemesi ve Kocaman’ın “Yoruldum artık” demesiyle yollar ayrıldı. 2’nci Aykut Kocaman dönemi ise anlatılan zorluklara karşın müthiş imkânlarla başladı. Öncelikle, genelde hoca değişimleri Ağustos-Aralık ayları arasında yapılan ligimizde bir sonraki sezona uzaktan hazırlanan ilk hoca oldu Aykut Kocaman. Çünkü, sonradan ortaya çıktı ki Kocaman’la Ocak-Şubat aylarında el sıkışılmıştı. Ekibiyle beraber hazırlanabileceği yedi aylık bir krediyle başladılar serüvene. Hoca özgüvenini heybesine koyarak geldi kulübeye. Sürekli zaman istedi, “Çok iyi olacağız” dedi ve ekledi: Şampiyon olacağız.

Bu sözün camia üzerinde bıraktığı etkiyi iyi çözümlemişti ki; Vardar skandalı sonrası kimse çıkıp istifanın adını anmadı. Açık konuşmak lazım. Vardar maçından sonra Mourinho’nun bile işine son verilirdi. Ama Kocaman başka bir krediye sahipti.

Bunca desteğe rağmen Kocaman’ın sonunu yine kendi hazırladı. Önce kendisini eleştirenlere çıkıştı. “Dikine futbol diye bir şey çıkarıp, futbolu zehirlediler” dedi. Sahiden dedi bunu! Hantal futbolunun perde arkasındaki korkak tavrın antitezini, süratli oyunu kötüleyerek sundu hoca. Duyanlar inanamadı ama maalesef yaşandı bu. Sonrasında FBTV’de sık sık bantları dönen o video: “Öne Doğru! Öne Doğru!” 

Kasım ayındayız. Fenerbahçe, beş aydır Aykut Kocaman’la antrenman yapıyor. Bunun 30 gününü yükleme, izin ve motivasyona pay edelim. Kalan dört ayda Fenerbahçe’nin taktiksel ve teknik anlamda oyununda ve oyuncusunda gelişen tek bir nokta bulunmuyor. Hoca literatürdeki vazgeçilmezi 4-3-3’e öyle bir aşık ki başka bir şeyi kabus olarak görüyor. Guiliano’yu kanatta oynatmayı planlayacak derecedeki takıntısı ve pas odaklı korumacılığı sonunu hazırladı. Ne kendini geliştirdi ne zorluklara göğüs gerebildi. Günden güne erdi, bitti.

2d) Vedalaşamama

Aykut Kocaman, Osmanlıspor maçında “İstifa” kelimesi yerine tüm anlatımları yaparak istifa etti. Taraftar kabul etti. Ama Aziz Yıldırım, cehennemin henüz buz tutmadığını düşünüyor! İki günlük sessizliğin ardından, birileri, birileriyle, bir şeyler konuştu ve bir açıklama yapıldı. Fenerbahçe resmi sayfasında yapılan açıklamada “Teknik Direktörümüz Sayın Aykut Kocaman, ulusal basın önünde birtakım ifadeler kullanmış; bu ifadelerden yola çıkarak birçok iddia ortaya atılmıştır” denildi.

“İddia ortaya atıldı” sözüyle yeni bir sayfa açmayı planlıyor Fenerbahçe yönetimi fakat ne yazacak kağıt, ne oynatacak kalem, ne okuyacak taraftar kaldı. Aziz Yıldırım ve yönetim Mayıs 2018’deki seçime kadar zaman kazanmak istiyor. Kalan altı ayda ise Aykut Kocaman’ın mucizesine el açıyor. Tarih tekerrür eder mi, buradan geri dönüş olur mu bilinmez. Ama gündelik başarılarla, paçayı kurtarırız hevesi yüzünden git gide kan kaybeden Fenerbahçe, aradığı mucize kendisini bulsa bile iflah olmaz.

Not: Tunca’yı çok özledik.