Gezi direnişi ‘apolitik 90 gençliğinin uyanışı’ olarak yorumlandı. Ne var ki o kadar çok acı ve kayıp yaşandı ki sokağa dökülenler ve talepleri, ikinci planda kaldı.
Hayatla geçtikleri dalgayı sosyal medyadan duvarlara, pankartlara yansıtan gençler övüldü. Ancak onlarla konuşan, neden Taksim’e gittiklerini, neler yaşadıklarını ve beklentilerinin ne olduğunu sorgulayan pek olmadı.
Haziran 2013’te, Gezi Parkı boşaltıldıktan sonra genç insanlarla temas kurup bunu yapmaya çalıştım. Bazılarıyla buluştuk, bazılarıyla yazıştık. Aslında niyetim bu söyleşileri bir kitapta derlemekti. Ancak hem piyasaya çıkan ve çoğu içi boş kitapların bolluğu, hem de Gezi’de yaşanan her şeyin Gezi’ye ait olduğu ve açıkca paylaşılması gerektiğine inandığım için vazgeçtim.
Gezi’nin yıldönümünde, kendi deyimiyle “Starbucks’a gitmek dışında” sokağa çıkmayan, eyleme katılmayan gençlerin nasıl bu noktaya geldiğini hatırlatmanın zamanı.
Üniversite öğrecileri Doğukan (22) ve Göksu (25) ile bir yıl önce yaptığım röportajla başlıyoruz.

Gezi eylemlerini nasıl duydun, nasıl katıldın?
D: İlk günden itibaren olayları takip ediyordum ama hiçbir şekilde gitmek, destek vermek gibi bir derdim yoktu. Çünkü Emek Sineması’na da az kişi gitti…
Eylem veya protestolara daha evvel neden katılmadın?
D: Bu ülkede bir şeyler oluyor ve biz artık o kadar yorulduk ki. Uğraşmaya bile değmiyor. Herhangi bir şeyi yapmayı vakit kaybı olarak görüyoruz o yüzden (eylemlere) gitmiyorduk. Herhangi bir beklentimiz zaten yoktu.vEmek’i protesto etsem ne olur, etmesem ne olurdu? Yarın öbür gün yine bir şey olacak kafasındaydık.
Peki Gezi’de dönüm noktası olan şey neydi?
D: Parka atılan gaz bombalarını duyunca zıvanadan çıktım. Evden çıkacağım, dedim. Bir yandan Facebook’tan haberler geliyor. Ama fikir oydu, Gezi’yi korumak filan değildi derdim. Oraya gittiğimizde “Hükümet istifa, Vali istifa” diye gittik. Demokratik bir ülkede böyle bir tutum karşısında hükümet utanır, istifa eder. Bu hükümet karşıtlığı filan değil.
Medyanın tutumu seni nasıl etkiledi?
D:Gerçekten paranoid şizofrenik bir dünyaydı. Orada bir şeyler oluyor, televizyonu açıyoruz bakıyoruz hiçbir şey yok. Bu gerçekten insanı delirtebiliyor. Sesimiz duyulsun, İstanbul’un trafiği kilitlenirse bak bakalım bunu da haber yapmasınlar, diye düşündüm.
1 Haziran gecesi Beşiktaş da karıştı…
D: Beşiktaş’a inenlerin, Gezi’dekilere “tatlı su direnişçileri” eleştirisi oldu. Evet orada farklı bir kitle vardı. Beşiktaş, Kadıköy’den de gelenler olduğu için stratejikti.
G: Mantık, Gezi’ye gelmek isteyen insanların yollarının kapanmaması için Beşiktaş’ın açık tutulmasıydı.
D: Gezi’dekilerin kalması gerekiyordu çünkü haberlerde hiçbir şey yoktu. Hükümetin herhangi bir açıklaması yoktu. Muhatabımız olan bir insan… O yüzden herkes kendi insiyatifini kullanarak birleşti.
31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece ne yaptınız?
D: Gündüz Taksim’e çıkamadık. Elmadağ tarafındaydım. Sabah tekrar İstiklal’e döndüm. Biz toplanmaya başlayınca polis müdahale etti. İstiklal’de git-gel oldu. Sonra Cihangir’e çok ağır girdiler. Oradan aşağılara kaçtık. Herkes Beşiktaş’a yöneldi.
G: Osmanbey’de oturuyorum, zaten bir iki gün öncesinde uğruyordum parka. Gerçekten hiçbir siyasi örgüte kendini yakın hissetmeden protesto yapabileceğim uygun oluşum var, diye düşündüm.
Mesele gerçekten ağaçlardı ilk başta. Herhalde, dedim; iki ağacın kesilmesini önleyen bir gruba müdahale yapılamaz. Hiç eylemlerde aktif olmamıştım. Sadece Emek sineması protestosuna gitmiştim. Ama 31’i sabahı dedim ki, artık gerçekten burada olmalıyım.
Ben kendimi kimseye kendimi yakın hissetmesem de ortak bir amaç uğruna buradayım. Zaten gecenin ilerleyen saatlerinde “Hakikaten bu sefer bir şeyler değişebilir” dedim.
Nasıl bir duygu bu, tarif eder misin?
G: Gerçekten bu sefer bir şey olabilecek gibi hissettiğim ilk zamandı belki. 26 yaşındayım, açıkçası hep çok karamsar baktım bu ülkenin geleceğine. O açıdan Gezi direnişini değerli buluyorum.
Belki siyasi anlamda kesin sonuç vermeyecek, AKP iktidarı devam edecek… Ama bir uyanış olması açısından kesinlikle kazanç. Çünkü ben bile kendimi, anne babanın bakışından biraz sıyırabildim. Parktaki insanların arasındaki dayanışmayı ve kim olursa olsun -Kürt, Sünni, Alevi, vs- önyargıların kırıldığını gördüm.
O ilk üç gündeki kitleyi 1 hafta kadar sonra göremedim. Yine herkes aynı amaç uğruna oradaydı ama aynı ateşli tavır yoktu. Sonuçta çok güzel bir pasif direniş başladı. Duran adam eylemleri gibi.
Gezi Parkı boşaltıldıktan sonra mahalle forumları başladı. Katılıyor musunuz?
D: İki defa Abbasağa’ya gittim. Güzel ama birazcık da boş durmayalım, bir şeyler yapalım havası var… Direnişe katılan üniversiteli, iş sahibi insanlar da var. Bir de “tatlısu direnişçisi” diye tabir ettiğim parkta oturan, yanan arabanın üzerinde peace işareti yapıp fotoğraf çektirenler. Elini suya sabuna değdirmekten korkan bir kitle vardı. Biz oraya gittiğimizde polis saldırıyordu.
G: Bir yerden sonra tekrara düşülüyor. İnsanlar acil bir karar bekliyor. Aynı hissiyat Taksim Dayanışması’nın kararını beklerken de oldu. Hadi artık devam edecek miyiz, çadırlar burada kalacak mı derken; eninde sonunda bir karar verildi. Artık tek bir çatı altında toplandık denildi. Bence işleri biraz soğuttu.
Peki ne yapılabilirdi? Direniş devam edebilir miydi?
D: Örgütlenmeden bahsediliyor filan ama zaten örgütlü bir kitle var. Zaten hepimiz aynı haberleri, aynı resimleri görüp Taksim’e gelen insanlarız. Ama bunun entelektüel altyapısı yok. Şu anki mevcut ideolojiye karşıyız, çok güzel. Biri dindar, biri ulusalcı… Ama bunun bir görünürlüğü yok.
Gezi, gücünü biraz da bu çeşitlilikten ve örgütsüzlükten almadı mı?
D: Ya tabii sonuçta bir tane polis bizle nasıl baş edeceğini de bilemiyordu. Hakikaten pire gibiydik. Bir yere gaz sıkıyorlar kaçıyoruz, başka bir yerden giriyoruz.
G: 31 Mayıs’ta inanılmazdı hele. Gerçekten insanlar korkmadan gittiler. Ve o gün, o birlik anlayışının olmasında sol örgütlerin çok payı var. Kendimi bir sol partiye ya da örgüte yakın hissetmememe ragmen, bize siper olan onlardı.
Bu kadar heterojen kitle olmasına ragmen işi başta mizaha döktük. Gezi’de koyu ulusalcılar da vardı. BDP çadırının yakınlarında Öcalan bayraklarıyla halay çeken kitleye saldırmadılar. Bu bana umut verici ve değişik geldi.
İnsanları provokatörlükle suçlamaları çok yersiz. Zaten insanlar inanılmaz bir özveri gösterdiler birbirlerini anlamak için. Aşırı radikal olanlar bile, aynı amaç uğruna buradayız diyebildi.
Karşıt grupların diyaloglarına şahit oldunuz mu?
G: Biri çıkıyor diyor ki lütfen taş atmayalım. Adam aslında taş atmaya gelmiş. Sapan ayarlamış.
D: Atmayalım deyince tamam deyip cebine koyuyordu, böyle bir ortam vardı. O adamlarla muhabbet ettik ve taş atmadı. Onlar da bilir molotof atmasını. Atmadı.
G: Yeni bir terminoloji öğrenmiş gibiyim direnen grupların arasında. O heterojen kitleye rağmen insanların birlik içerisinde davranma çabalarında bulunmaları bana çok önemli geliyor. AKP seçmenlerinin videolarıyla dalga geçince ‘karşı tarafa koz veriyoruz’ tedirginliği başladı.
D: “Koz veriyoruz” cümlesini kurmak bile aslında mantık olarak yanlış. Oradaki ayrım ne? Tayyip Erdoğan bariz bir şekilde o ayrımı yapıyor.
‘Geziciler’ AKP seçmenine göre bambaşka bir kimlikte…
G: Henüz kendimizi anlatamadık. Ayrıştırmak istemiyorum hiçbir şekilde. Ama sürekli olarak Başbakan’ın ağzından duyduğumuz şeyler yüzünden onlar ve biz diye ayrıştık. Karşı fikirli birine veya gerçekten radikal bir AKP’li gördüğüm zaman bile dinlemeye çalışıyorum. Hakaret etmediği sürece. İstediğiniz kadar entelektüel olun, bir yere kadar sağduyu gösterilebiliyor. Ya onu görmezden gelmeyi seçiyorsunuz ya da “Bak kardeşim senin derdin şu ama şunu da gördün mü” diyorsun…
AKP’lilerle böyle bir konuşmaların oldu mu peki?
G: Evet. Çok ilginç profiller var. Belki de beş on yıldır görüşmediğim arkadaşlarımdan duruşunu, siyasi görüşünü bilmeyip aslan kesilen, direnişe sonuna dek destek çıkan insanları takdir ettim. Ama kimseyi fikirleri veya görüşleri yüzünden silmedim hayatımdan.
Beni çok şaşırtanlar da oldu. Mesela Hacettepe’yi bitirmiş bir arkadaş “Siz oyuna geliyorsunuz ve vatan hainisiniz” diye beni suçladı… “Olanlara rağmen hükümetin arkasında olman bana çok ilginç geliyor” demem üzerine uzun bir diyaloga girdik. Bir liste hazırlamış, bakın işte sizin paylaştığınız fotoğraflar arasında şu yalan, bu yalan… Aralarında gerçekten doğru olmayanlar vardı.
15 Haziran’dan sonra biraz da polisle empati yapmaya çalıştım. Onların zor koşulda olduğunu biliyoruz, ama işte öyle ilginç manzaralar oluyor ki. Şunlar da yaşandı: Taksim’de halk polisin etrafında oturmuş muhabbet ediyorlar. O konuştukları adama belki 15 dakika sonra gaz saldırısı…
Polisle konuştunuz mu?
G: 22 Haziran, Gezi Parkı boşaltılmış. Karanfillerin atıldığı gün. Divan Oteli’nin orada soluklanmak istedim. Polisin yanında oturdum. “Hanımefendi birini mi bekliyorsunuz” dedi. “Hayır, yoksa beni de mi buradan atacaksınız” dedim. “Yok hayır niye atalım” dedi. İkinci bir polis elinde telefonla yaklaştı, “Abi bunları bir görsen, nasıl gerizekalılar. Karanfil atmalar filan… Gülmekten ölürsün” dedi. Kendimi tutamadım, “Keşke 2007 yılında size verilmiş sendikal haklarınız olsaydı belki o zaman halkı gerizekalı diye tanımlamazdınız” dedim….
Tepkileri ne oldu?
G: Biri, “Arkadaş çok dolu 20 gündür burada ve uyumuyor o yüzden öyle konuştu” dedi. Onu da Edirne’den çağırmışlar, ilk defa bu manzarayı görüyormuş. Gezi’nin ilk günlerindeki eylemi çok masum bulduğunu, desteklediğini söyledi… İkinci polis araya girdi: “Ben desteklemiyorum hiçbir şekilde, bunların hepsi salak.”
Başbakan ağzı girdi orda. “Peki” dedim, “Sizin yaptığınız insanlık dışı muameleler ne olacak? Divan Oteli’nin içine su, gaz sıktınız yaralılar varken. Bilirsiniz ki savaşta bile yapılmaz…”
Ama adamın öyle düz bir mantığı var ki… Diyor ki, “Marjinaller de vardı orada.” “Hayır” dedim, “Marjinal dediğiniz beş 10 kişilik bir gruptu. Ve ne hikmetse hepsi özel tim tipi maskeliydi, sivil polisti! Marjinal sizin aranızdaki polisler” dedim. “Bizim maskelerimiz piyasada var” diyebildiler.
Halk arasına girdikleri için dağıtamamışlar…
D: Halk kim yani?
G: Halk filan yok Gezi Parkı’nda herkes film izler gibi izledi. 10 kişilik grupla beş saat boyunca çatıştı polis! Ve TOMA metrelerce su sıkabiliyorken, inanılmaz düşük basınçlı sıkıyorlardı. Bir tiyatroydu o dedim.
D: TOMA’nın yanması da yalandı. TOMA yanmamak üzere dizayn edilen bir araç.
Gaz ve Toma dışında, başınıza gelen, yakınınızda gördüğünüz şiddet olayları neydi…
D: 1’inde Taksim’e girildi. Beşiktaş’ta çatışma varmış dediler. Apar topar Beşiktaş’a gitmeye çalıştık. Gümüşsuyu’nun orada, barikatlar kurulmuş… Polis bir saat önce çay içtiğin üniversiteli arkadaşını sopadan geçiriyor. Böyle bir durum varken gidelim dayağı biz yiyelim noktasındaydık.
Korkmadınız mı? Gözaltı, dayak ve ne yazık ki çok daha fenası yaşandı Gezi’de…
G: Kendi adıma korkmadım çünkü orada şöyle bir yaklaşım olması gerekiyor: Benim canım kimseden daha kıymetli değil. Bazı, daha elit, daha okumuş olan kesimde, daha bir geri duruş, pasif bir yaklaşım vardı.
D: Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bunun kitabı yok.
G: En önemli şey, akıllı bir tutumla ön taraflarda yer almaktı. Ben gaz fişeklerini toplayan kişiydim. Atmıyordum! Çünkü atabileceğimden emin değildim. 1 Haziran’da inanılmaz bir dayanışma gördüm.
D: 31’inde, 1’inde Taksim’de olan insanlar, polis geldiği zaman kaçan, aman kavgamız olmasın diyen kişiler değildi. Ama o güne kadar hayatlarında Starbucks’tan çıkmak dışında herhangi bir eyleme katılmamışlardı! Polisin en önünde, karşısında duruyordu. Hayatlarında Cihangir’de takılıp, Jim Jarmush filmleri izleyerek filan yaşayanlar… Genel olarak, çok güzel bir imtihan verdiğimizi düşünüyorum.
Farklı günlerde farklı kalabalıklar, her yaş ve cinsiyetten insan oldu. Gezi bir gençlik hareketi miydi?
G: Gezi’nin ilk günleri kesinlikle gençlerden oluşuyordu. Çoğu üniversiteliydi. Kendimi hiçbir şeye ait hissetmiyorum deyip, 90’ların apolitik neslinden gelmiş öğrenciler oradaydı. O apolitik kesim ilk defa biz bağırabiliyoruz diyen insanlardı. O yüzden 31 Mayıs’ta patladılar. İlerleyen günlerde yaş ortalaması değişti.
D: Cumhuriyet mitingine katılanlar, sendikacılar da geldi.
G: Onlar da gelmeye başladılar çünkü ‘Gençlik, bu zamana kadar size laf ettik ama yüzümüzü kara çıkardınız’ deyip, cesaret aldılar…
Liseliler de vardı sokaklarda…
D: Ben yaşlı hissettim bazılarının yanında. 94, 97’lisi filan var. Böyle 16 yaşında bitirim çocuklar. O yaşta black metal dinlemek dışında hiçbir şey yapmıyordum.
G: Artık müdahale olmayacak Gezi Parkı’na denildiği günlerde halk gerçekten buna inandı. Bebekler, çocuklar vardı orada. Ama en homojen kitle sanıyorum ilk günlerdeydi. Tamamen üniversiteli vardı. Kendisini hiçbir partiye yakın hissetmeyenler vardı.
Gezi’nin merkezinde de, devam ettirenler de onlar oldu..
D: İşte o kitlenin entelektüel arka planı olması lazım. Ağabeylere taş bile attırmayan bizlerdik sonuçta. Fişekleri de yolladım, TOMA’nın önünde de oldum. En azılıları bize ‘Bir dakika lan’ diyordu. Şunlar ne diyormuş bir dinleyelim kafasına geldiler. Elinde iphone’uyla Facebook’ta bir şeyler okuyana, herkes soruyor ne yapalım diye.
G: Taraftar gruplarını hep taraftar olarak tanıdık, hiçbir zaman hiçbir partiye bağlı görmedik. Bir tek ÇARŞI’nın daha sol duruşu var. Onların yaşattığı inanılmazdı. Örgütleşme bazılarını korkutuyor. Ama herkes yine de bir lider arıyordu. Taksim Dayanışması’na o yüzden en sonunda sorumluluk verildi. Forumlar da böyle başladı zaten.
Gerçekten bu nasıl böyle devam edecek? Ya bir yıldırma politikasıyla sürekli artık her seferinde sokaklara döküleceğiz ve bir yerde kaale alınmayı bekleyeceğiz. Pasif direnişler devam edecek. Veya gerçekten siyasal bir şekilde örgütlenmeye başlayacağız.
Şunu yaparsak bütün bu yaşanan şeylerin ve bu hareket başka bir yere taşınır, dediğin ne var?
G: Hükümet inatla kendisine siyasi bir muhatap istiyor. Bunun CHP olmadığını resmi dille ifade edebilmek için partileşmek fikrine biraz sıcak bakıyorum. Aslında aramızdan gerçekten bizi temsil edecek birini seçip, Meclis’e bağımsız olarak sokmalıyız.
D: Bir de şöyle bir sıkıntı var. Biz kendi fanusumuzun içerisinde yaşıyorduk, naifliğimiz vardı. Duran adam o kadar güzeldi ki. Herhangi bir şey söylenmesine bile gerek yok.
Demokratik talepler, özgürlük vs. ama işte biz 10 senedir kendi fanusumuzda yaşadığımız için bu fikirler bize normal geliyor. Ve bu fikirlere karşı gelinmesi bile bizde bir şok etkisi yaratıyor. Başbakan’ın çıkıp da konuşma yapabilmesi, buna cüret edebilmesi bir şok etkisi yaratıyor. Gerçeklik algımla örtüşmeyen bir gerçeklik. Böyle bir dünyayı zaten kabul etmiyoruz. O yüzden çok yakın vadede bunun siyasi çıktısı olacağını zannetmiyorum.
G: Çok heterojen bir kitle olduğu için aslında sınırlar inanılmaz hassas. Ulusalcılar, Kürtler, Aleviler, azınlıklar derken her an kutuplaşmaya çok yakın. Sokaklarda olmadığımızda konuşup, tartışmaya başlıyoruz.
Park dağıldı, ne olacak şimdi falan derken bir adam durmaya başladı.
G: Kesinlikle duran adam eyleminin çok özel olduğunu düşünüyorum. Söylemek istediğim şu: Forumlar devam etse bile, konuşulsa bile varlığımızı hissettirmek adına sokakta olmalıyız. Çatışmalıyız demiyorum. Çatışmamalıyız. Ama kendi aramızda kutuplaşmamak için aktif olarak çabuk karar verilmesi gerekiyor. Her forumun sonrasında en azından kesin bir karar çıkabilmeli.
Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?
G: Çok üzülüyorum, ama herkes asla unutulmayacak zaten diyor. Hikaye olarak unutulmayacağının farkındayım. Ama örtbas edilmesi yine de muhtemel.
D: Bizim şu an burada oturup bunları tartışıyor olmamız ve sokakta bir eylem olmaması bile sıkıntı. Avukatlar, doktorlar hakkında başlatılan soruşturmalar… Devlet okullarına, üniversitelere yollanan Gezi’ye katılan öğrenciler, öğretim görevlileri kim gibi fişlemeler… Bu bir isyan sebebidir, hükümetin düşme sebebidir.
Sanırım bizim hükümetimiz, özellikle de İslamcı kesim kendisini Arap dünyasıyla kıyaslıyor. Mısır’da Kahire’de protesto olurken, bir anda 72 kişi öldü filan. Devlet de kendi kafasına, abi orada bir müdahale yapıyorlar 72 kişi ölüyor, biz öldürmedik, dövdük yolladık filan.
Sonrası daha tatsız ama… Gençler ölüyor.
D: Bir de dış mihraklar, provokatörler diyorlar. Ethem’in vurulduğu yerde Melih Gökçek’in polisimizle gurur duyuyoruz, teşekkürler pankartı asması… Dışarıdan provokasyon aranmasına gerek yok. Orada o pankartı gören, birazcık duygusu olan insan ne yapsın? Bu yüzsüzlük artık ya.









