Parlamento seçimleri oldum olası, Avrupa’nın derinleşmesi, federalleşmesi ve bütünleşmesi haricinde pek çok farklı nedenle oy kullanılan seçimlerdir. Ulusal sorunların ağır bastığı, Avrupakuşkucuların bu fırsatla öne çıktığı, her krizde sorumluluğu AB’ye atan kolaycı söylemlerin prim yaptığı, liste usulü nisbî temsil sayesinde küçük partilerin Avrupavekili çıkartma şansının yüksek olduğu, katılımın umumiyetle son derece düşük olduğu bir tuhaf seçimlerdir. Sonuçtan kimse memnun olmaz ve olan insanlık tarihinin en kalburüstü projesi olan AB’nin bekasına olur. Bu defa da aynı şey oldu.
Seçimin dünya medyasında en çok itibar gören sonucu bazı üye ülkelerde milliyetçi aşırı sağın elde ettiği oy oranı ve özellikle kurucu ülke Fransa’daki Millî Cephe’nin yüzde 25’lik skoru. Geçmişteki milliyetçi, ırkçı icraatla yüzleşmemiş, siyaseten ve içtimaen tıkanmış Fransa için şaşırtıcı değil. Buna rağmen aşırı sağın Avrupa’daki genel durumu parlak değil. Belçika, Bulgaristan, Hollanda, İtalya, Romanya ve Slovakya’da aşırı sağ partiler eridi.
Yine de aşırı milliyetçi, yabancı ve farklı düşmanı, islamofob partiler Fransa’ya ilaveten Danimarka’da yüzde 23, Avusturya’da yüzde 20, Macaristan’da yüzde 15, Yunanistan’da yüzde 10 oy aldı. Bu skorlara bir veya iki vekil çıkartabilmiş partileri eklemek mümkün, ama o kadar. Bu partilerin ana ortak özellikleri aşırı milliyetçi olmaları, AB karşıtlıkları bunun dolaylı sonucu. Milliyetçilik, biraraya gelip bir grup kurmaları için yeterli olmadığı gibi, bir engel. Milliyetçilerin özelliği, unutmayalım, diğerinden nefret etmektir. Macar milliyetçisi ile Romen milliyetçisi, AB’den önce birbirlerinden nefret ederler.
Son tahlilde de hiçbirinin, yumurta kapıya dayandığında, mükemmel İngiliz örneğinde görüldüğü gibi, AB’den çıkacağı yok.
Türkiye’nin, artık tarih olan üyelik süreci AB’nin dirilmesinin önündeki en büyük fırsattı, bir daha gelmez. Eğer bir siyasî deprem olmazsa Türkiye’nin üyeliği artık öngörülebilir olmaktan çıkmıştır. Başbakan’ın aşırı özgüvenli bir üçüncü dünya siyasetçisi olarak gidip AB’nin temel değerlerinden basın ve ifade özgürlüğüne atıp tutması, Alman Başbakanı’nı yuhalatması zaten varolan Türkiye karşıtlığına tuz biber ekti. Bunun bedelini önce oradaki Türkiyeliler ödeyecek.