Bu arada, tarihsel miras demişken taşınan Zeynel Bey türbesinin tarihi arka planı gözlerden kaçtı. Gerçi, tarihsel eserleri kimin, ne için yaptırdığının önemi olmamalı, ama biz bu noktaya gelmiş bir ülke değiliz. Hele son zamanlarda, adeta geçmişte yaşıyoruz, tarihsel zaferler, kahramanlar yeni husumetlerin arka planı olarak görülüyor. Tam da bu nedenle, türbe sahibi Zeynel Bey’in, Akkoyunlular ve Osmanlılar arasında geçen Otlukbeli (1473) savaşında, Fatih Sultan Mehmet’e karşı savaşan Uzun Hasan’ın oğlu olduğu ve bu savaşta ‘şehit’ olduğunu hatırlamakta fayda var. Fayda var, çünkü Türk Birliği, İslam Birliği gibi kavramların, bunlara dayalı ideolojilerin tarihsel geçmişten ne kadar kopuk, ne kadar ‘modern icatlar’ olduğunu hatırlama imkânı sunuyor.
Mesele, Türklük, Müslümanlık ve hatta Sünnilik olmuş olsa idi, bu savaşta her iki taraf da aynı kodlara sahipti. Demek ki, tarihsel geçmişi, savaşları, çatışmaları, bu kodlar üzerinden anlamak mümkün değil. Dahası, bu durumun istisnai olmaması, Osmanlıların Anadolu’yu egemenlikleri altına alması zaten pek çok durumda diğer Türk beyliklerine karşı verdikleri savaşlar ile mümkün olmuş, bunu ilkokul okumuş hepimiz biliyoruz. Daha geniş ölçekte, tarih boyunca aynı kavim, aynı din mensupları pek çok kez birbiri ile savaşmış, dahası birbirlerine karşı başka kavim ve din mensupları ile ittifak içine girmiş. Demek ki, mesele iktidar alanları, hegemonya savaşları; mesele din, kavim, onlar adına yüce seferler değil, güzel bir Farsça atasözünde dendiği gibi, “İki derviş bir seccadeye sığmış, iki cihangir bir cihana sığmamış.”