Erdoğan, kişisel bir savaş veriyor. Partideki suskunluk, bu savaşın kişiselleştiğini alenileştiriyor.
Erdoğan’ın elindeki güçle seri muharebeler kazanması mümkün, ama savaşı kazanamayacağını siyasete ve devlet işlerine aklı eren herkesin kavraması normal. Etrafında gürültü yapıp kendini göstermeye çalışanlar, fırsatların savaşlarda çoğalmasına umut bağlayanlar.
‘Paralel’ edebiyatı, köşeye sıkışan politikacılara özgü ‘düşman yaratma’ projesi idi. Bu tür projelerin zaafı kendi içindedir.
Bütün karizmanızı, inandırıcılığınızı ve güvenilirliğinizi masaya sürüp, elinizdeki medya araçlarını sonuna kadar istismar edip toplumu ‘cadı avı’na çıkmaya ikna edebilirsiniz. Ancak zaman içinde avcı av olmaya başlar; çünkü iddianızın altını dolduramadığınız zaman, sadece hayalet oyuncağı değil, bütün inandırıcılığınızı da kaybedersiniz.
Erdoğan suyu geçerken at değiştirmiyor; cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını da paralel hayaletin üstüne inşa ediyor. Bu kadar suskun adamı varken ve kendilerine son kez “susmayın” denmişken insanlar neden konuşsun? Fırtına dinmek üzere.
Hayat, talih ve yetenekler birini lider koltuğuna oturtur; karizma bizim uydurmamız, liderler de insandır, insanî zaaflarla malûldürler.
Erdoğan, kapasitesinin sınırlarını zorlayarak kişisel bir savaş veriyor. Kendisini, ailesini ve yakınlarını koruyor. Sebep ise iktidarını sürdürmek, elindeki gücü çoğaltmak adına hukukun dışına çıkması.
Yolsuzluk soruşturmalarının temelinde, Başbakan’ın kontrolsüz güç arayışları vardı. Hukuksuzluğu örtmek için hukuka topyekûn savaş açıyor. Kavgası kişiselleştikçe, kendini kaptırıyor, ölçüleri kaybediyor. Danıştay’daki fevriliği, kavgasının kişiselliğine dair bir işaret değil