Ayrımcılık yalnızca bu topraklara özgü değil, dünyanın her tarafını sarmış bir hastalık. Yalnızca göstere göstere de yapılmıyor, görmezden gelmek de ayrımcılık. Son bir yıldır yakılıp yıkılan şehirler, bodrumlarda bulunan çocuk kemikleri, yerinden yurdundan edilen Kürtlerin ve seçilenlerin yerine atanan kayyumların ayrımcı politikalarının ana akım medyada nasıl görmezden gelindiğinin acısını yaşadık hep birlikte. Geçen ay Ermenilerin patrik kaymakamı yani değabah seçimleri valilikten gelen bir yazıyla yok sayıldı, kaçımız duydu?
Bilinen fıkradır, HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in anlatımıyla popülerleşti: Bir Ermeni, bir Kürt bir Türk yolda acıkıp, susayıp bir erik ağacına muhtaç olmuşlar. Sahibi Türk, önce Ermeni’ye yönelmiş, “Hadi Türk soydaşım, Kürt dindaşım sen ne demeye eriğimi çalarsın” diye üstüne çullanmış. Ardından Kürt’e “Hadi o Türk, sen ne hakla eriğime musallat olursun” diyerek girişmiş, en sonunda Türk’ü hiç utanmıyor musun bir Ermeni ve Kürt’le bir olup eriğimi çalıyorsun diye dövmüş. Üç yaralı bu adam nasıl oldu da hepimizi dövdü diye tartışırken Türk demiş ki “Ermeni’yi dövdürtmeyecektik”.
Bu topraklarda Ermeni’ye, Yahudi’ye, Rum’a, Kürt’e sahip çıksaydık bugün bize ne oldu diye şaşırmayacak, umutsuzluğa kapılmayacak, bugün hep birlikte Paskalya’yı ve devamında türlü bayramları neşe içinde kutluyor olacaktık.