Nihayet, Milli Şûra’da gönderme yapılan manasıyla ‘kültür’, bırakın estetik ürün vermeyi, her şeyden önce, insanın ‘doğal’ kabalığından kurtulup incelmiş insan davranışlarına yönelmesi iddiasını içerir.
En basitinden insan, acı karşısında böğürmeyi aştığı için türkü yakıyor, senfoni besteliyor. Her şeyden önce itişip kakışmayıp dil ile iletişim kuruyoruz; bu dil, itişip kakışmanın sesli bir biçimi olmaktan çıktığı ölçüde gelişiyor ve de insanı geliştiriyor.
Halihazırda ben ortada, bırakın alternatif bir estetik ve değerler dünyası üretmeyi, bu manada bir kültür hamlesi göremiyorum. Gazetelerinde, ‘hergele’ gibi tabirlerden geçilmeyen, ‘ulan’, ‘be’, ‘yav’ gibi ifadeleri, kaba saba şakaları, siyasi diline dolamış bir heyet, hat ve tezhip ustası yetiştirse ne olacak, yetiştirmese ne olacak, diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Bilmiyorum, o ‘Şûra’ya katılan ‘kültür insanları’ bu konularda ne düşünüyor. Durun ben sufle vereyim; ‘argo da bir kültürel üründür’ denilebilir, ama sahi ne zamandır beri lümpen kültür ‘milli’ vasfı kazandı?