Çiğdem Toker: Tarihsel bir yapıyı yıktıktan sonra aynısının yapılacağına inanmamız mı bekleniyor?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Galataport projesi, İstanbul tarihini yıka yıka ilerliyor.

Önce tarihi Karaköy Yolcu Salonu iş makineleriyle indirildi (ki Orhan Veli’nin, “Bakakalırım giden geminin ardından” dizesiyle bildiğimiz ayrılış şiirini yazdığı mekândır).

İki hafta sonra da 1. derecede tarihi yapı olan Paket Postanesi.

Doğuş Grubu ile Bilgili Holding ortaklığınca yapılan Galataport’un bu iki ‘eseri’ hafızalarda şimdiden derin izler bıraktı. Her iki ortak da Galataport’u, ‘Türkiye’nin en büyük gayrimenkul projesi’ diye tarif etmişti. İyi.

Peki böyle bir tariften sonra, projeyle ilgili PR şirketleri ‘yıkılan yerin aynısını birebir yapacağız’ açıklamasını nasıl yazabiliyor?

Toplumun ortak zenginliği olan tarihsel bir yapıyı, şirket çıkarları için yıktıktan sonra yapılacak ‘aynısının’, aynısı olacağına gerçekten inanmamız mı bekleniyor?

Eserlere değilse bile, lütfen zekâya biraz saygı. Tarihsel ve kültürel mirasın, iktidara yaslanmış rant iştahının dişleri arasında ufalandığı böyle bir dönem yaşanmadı.

Çiğdem Toker’in yazısı