Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün, bağımsız ve rasyonel bir yargının var olmadığını anlayalı beri uzun zaman geçti. Bu manada da kaygılarımız çok anlaşılır. Artık düşünmek ve düşündüğünü özgürce, korkmadan ifade edebilmek hakkı sadece mevcut iktidarın yandaşlarına tanınan bir ayrıcalık. Üstelik, ne kadar saldırgan, vulger, şiddet ve nefret içeren bir söylemle çıksalar da karşımıza, muhalifleri hedef alan her densizliğin hoş görüldüğü bir cezasızlık ortamı var.
Kendisinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen için aklınca ölüm fermanı çıkartan, hedef gösteren, polise, savcıya şikâyet eden bir iktidar yandaşı ifade özgürlüğünün tadını çıkartarak dolaşabilirken, bir başkasının aklı başında şeyler söylemesine rağmen, sadece muhalif olduğu için suçlu gibi çerçevelenerek türlü çeşitli ezaya maruz bırakılması da yaşadığımız şiddetin bir başka boyutu. Tahir Elçi’nin bir televizyon programında muktedirlerin hoşuna gitmeyen şeyler söyledikten sonra hedef gösterilip, ardından da öldürülmüş olması akıllarda.
Kabul edelim, toplumca büyük bir bunaltı içindeyiz. Hiçbirimiz iyi değiliz ve bir gün iyi olacağımıza dair umudumuz her geçen gün azalıyor. Türkiye, sınırları içinde yaşayan insanlar için güvenli bir yer izlenimini vermiyor. Bunu bize yurt dışından bakanlar çok daha iyi ifade edebiliyorlar. Bu ülke artık hiçbir manada bir cazibe merkezi değil. Burası yıkık dökük, kararmış ruhlarıyla yılbaşı süslerinin parlattığı AVM’lerde teselli bulmaya çalışan mutsuz insanların ülkesi haline geldi.
Büyük şehirlerde durum bu; Güneydoğu’ya giderseniz durum daha vahim. Bazı yerlerde değil bakkalı olan şehir, taş üstüne taş bile kalmamış. 2016, tarihten silmek isteyeceğimiz bir yıl oldu. 2017 daha mı iyi olacak, ya da daha mı kötü? O da belirsiz. Bilmiyoruz. Bilgi insanı özgürleştirir, sorunları tanımlamayı, onlara çare bulmayı kolaylaştırır derdik; artık bilgi edinmek için başvuracağımız doğru düzgün bir medyanın da olmadığını biliyoruz. Ülkeyi bu hale getirenler eserleriyle gurur duyuyorlar mı acaba?