Siz bakmayın “Vur vur inlesin, Avrupa dinlesin” dışında bir algı kabiliyeti olmayan mevcut medya düzenine.
Gerçekte Avrupa, ne Kürt meselesiyle ilgili ne de darbe sonrası geniş tutulan gözaltılar, işten çıkarmalar vs. ile ilgili pek sesini çıkarmadı. Ne biri gelip Cizre’ye gitti, ne de 15 Temmuz sonrası süreçle ilgili ciddi bir sorun yarattı Türkiye’ye. Avrupa’daki üst düzey karar vericiler, hükümetin Gülen Cemaati’ne yönelik mücadelesini bir ölçüde anlayışla karşıladı.
AB için bardağı taşıran damla, Cumhuriyet gazetesine yönelik tutuklamalar ve Selahattin Demirtaş gibi seçilmiş vekillerin tutuklanması oldu. Bunun Brüksel’de yarattığı sarsıntıyı çok iyi biliyorum. İddia ediyorum; bu iki olay olmasaydı, Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi her fırsatta kınamaya devam edecek ama “müzakereleri dondurma” kararı almayacaktı.
Ama dedim ya, tarihin akışı tek bir istikamette. Maalesef geri götürmek mümkün değil. Onlar bugün ellerini kaldıracak, belki Türkiye gibi zor bir ortağa karşı tavır alarak vicdanlarını temizletecekler. Ama biz yine bu ülkede biz bize ve kapkara ruhlarımızla yaşamaya devam edeceğiz.
Ta ki ileride, çok ileride yeni bir dönemde birileri çıkıp yeniden bizi demokrasi rotasına sokana kadar…