Aslında Batı düşmanlıklarının nedeni, Batılı güç merkezleri karşısında yenik düşmenin ezikliğinden ibaret, Osmanlı’nın yitik mirası peşinde düşmeleri, “zamanında biz daha güçlüydük” kompleksinden başka bir şey değil.
Ama sadece o da değil, asıl meseleleri hep Batı ile özdeşleştirdikleri, demokrasi, özgürlükler, insan hakları gibi değerlerdi. Kapitalizme akılları yattı ama demokrasiye bir türlü akılları yatmadı. Bir dönem araç olarak dillerine doladılar ama hedefledikleri güce ulaşınca ihtiyaçları kalmadı, şimdilerde inişe geçen kapitalizm değil, demokrasi olduğu için sevinmelerinin nedeni bu.
Daha dün “İslam düşmanı” ilan ettikleri ABD’nin yeni Başkanı da tıpkı onlar gibi, farklılıklara tahammülsüz, özgürlüklere mesafeli, dünyaya bakışı sığ ve toptancı ya, ister istemez bir sempati duyuyorlar; “dünya bizim gibilere kaldı” hesabı yapıyorlar.
Dünya onlar gibilere kaldığında bizim gibi ülkelerin başına gelebileceklerin farkında değiller.
Dünya, daha kötü, daha tehlikeli bir yer olmaya giderken onlar seviniyor, ne gaflet! Öyle bir şey olacağı yok da, sanıyorlar ki, Batı içine kapanınca, dünya onlara kalacak, “gücü gücüne yetenin hâkim olduğu, hukuk, kural dinlemeyen bir dünya”da, gücü kendi vatandaşından başkasına yetmeyen Türkiye’nin başına neler gelir diye düşünen yok. Diğer taraftan, “Müslüman dünya” güzel bir tahayyül de, öyle bir şey yok.