Mücadele, sanki şehirde eski bir sokak ismi sadece. Yapılacak referandumun sonuçlarından herkes şimdiden emin. Daha baştan kaybedildiği kabullenilmiş bir savaşa giriyor gibiyiz. Ve bu savaştan sağ çıkılabileceğini akla zerre kadar getirmiyor hiçbirimiz.
Biz yapılacak seçimlerin ta en baştan beyhude olduğuna ne zaman karar verdik? Sandıklardan çıkacak sonuçları daha kamuoyu yoklamaları bile yapılmadan bilmeye ne vakit başladık?
Direnmeden kaybetmeye hangi ara ikna olduk? Cemaate ve iktidara çalışan hâkimler ve savcılar art arda deşifre olduğunda mı? Gazeteciler ve politikacılar aldatıldık, kandırıldık, pişmanız diye kendilerini ortalara attıklarında mı?
Haziran seçimleri geçersiz sayıldığında mı? Ardı ardına bombalar patladığında mı?
Hendeklerde çatışmalar başladığında mı? Akademisyenler işinden olduğunda mı?
Gazeteciler yazarlar tutuklandığında mı? Dernekler, gazeteler, dergiler kapatıldığında mı?
Milletvekilleri içeri tıkıldığında mı? Her yere kayyımlar atandığında mı? O kendini çoban, halkı da koyun ilan ettiğinde mi?
İktidar için her türlü dalavereyi çeviren bir politik ahlakın tepede hâlâ bizi yönetmesine ve yeni seçimlere güle oynaya hazırlanmasına seyirci olmayı kader bilmemize neden olan bu hasarlı bilinci hangi ara bu kadar parlattık?
Yıllar önce tüm dünyada duvarlar yıkıldığında ve sol ideolojilerin içleri kapitalizm tarafından hızla oyulduğunda mı?
Oysa şu an kabullendiğimiz şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu kavrayabilecek kadar deneyimimiz var.
“Yetti ama hayır” diye bir seçenek de var bu ölümlü dünyada.